Herkese Aynı Reklam Devri Bitti Hiper Kişiselleştirilmiş Pazarlama


00:00 Açılış Herkese Aynı Reklam Devri Neden Bitti
01:50 Hiper Kişiselleştirmenin Ne Olduğunu Anlamak
03:00 Gerçek Bir Hiper Kişiselleştirme Hikayesi
05:00 Hiper Kişiselleştirmenin 3 Temeli Veri Otomasyon Doğru Zaman
07:00 Davranış Verisi ve Doğru Zamanlama
09:00 E-Ticarette Hiper Kişiselleştirme Nasıl Satış Getirir
11:00 B2B ve SaaS’ta Kişiye Özel Deneyimler
13:00 Offline Dünyada Hiper Kişiselleştirme Mağazacılık ve QR
15:00 Etik Sınırlar Güven ve İzin
16:30 Nasıl Başlanır Uygulanabilir İlk Adımlar ve Kapanış
Bu bölümde dijital pazarlamanın en kritik kırılım noktalarından birini ele alıyorum: Herkese aynı reklamı gösterme devri neden bitti ve hiper kişiselleştirilmiş pazarlama deneyimleri neden artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi.
Bugün bir kullanıcı olarak hepimiz aynı döngünün içindeyiz. Sabah sosyal medyada bir reklama denk geliyoruz, gün içinde Google’da benzer bir arama yapıyoruz, bir siteye girip ürünlere bakıyoruz, belki sepete ekleyip çıkıyoruz. Ardından e-posta geliyor, WhatsApp mesajı düşüyor, akşam başka bir platformda aynı markayı tekrar görüyoruz. Ama bazı markalar bunu rahatsız edici şekilde yaparken bazıları tam tersine bizi gerçekten anlıyormuş hissi veriyor. İşte bu bölümde o farkın nereden geldiğini konuşuyoruz.
Hiper kişiselleştirme sadece müşteriye adıyla hitap etmek değil. Müşterinin davranışını, niyetini, bulunduğu aşamayı ve karar verme sürecindeki engelleri anlamak demek. Bir müşteri fiyat yüzünden mi almıyor, kararsız olduğu için mi, güven problemi yaşadığı için mi yoksa zamanlama mı yanlış. Bu soruların her biri farklı bir mesaj, farklı bir teklif ve farklı bir kanal gerektiriyor. Aynı reklamla, aynı metinle herkese ulaşmaya çalışmak artık çalışmıyor.
Bu bölümde hiper kişiselleştirmenin temelini oluşturan üç ana yapıdan bahsediyorum. Doğru veri, doğru otomasyon ve doğru zamanlama. Davranış verisinin neden CRM’de duran statik bilgilerden çok daha değerli olduğunu, otomasyonun sadece mesaj göndermek değil senaryo kurmak anlamına geldiğini ve zamanlamanın satış üzerindeki etkisini net örneklerle anlatıyorum.
E-ticaret tarafında ürün önerilerinden sepet terk senaryolarına, dinamik içeriklerden mikro segmentlere kadar hiper kişiselleştirmenin nasıl satışa dönüştüğünü detaylı şekilde ele alıyorum. Her sepet terk eden kullanıcıya indirim göndermenin neden yanlış olabileceğini, bazen sosyal kanıtın bazen hız vurgusunun bazen de güven mesajlarının çok daha etkili sonuçlar verdiğini paylaşıyorum.
B2B ve SaaS dünyasında hiper kişiselleştirmenin neden genelde göz ardı edildiğini ama aslında en büyük potansiyelin burada olduğunu anlatıyorum. Web sitesine giren ziyaretçinin sektörüne, ihtiyacına ve rolüne göre içerik ve teklif sunmanın satış süreçlerini nasıl hızlandırdığını örneklerle aktarıyorum.
Offline pazarlama tarafında ise mağazacılık, etkinlikler ve fiziksel temas noktalarında hiper kişiselleştirmenin nasıl uygulanabileceğini konuşuyoruz. QR kodlar, sadakat sistemleri, mağaza içi deneyimler ve satış ekiplerinin veriyle desteklenmesinin neden fark yarattığını ele alıyorum.
Bölümün sonunda hiper kişiselleştirmenin etik tarafına özellikle değiniyorum. Müşteriye değer sunmakla müşteriyi rahatsız etmek arasındaki ince çizgiyi, izinli iletişimin ve frekans kontrolünün neden kritik olduğunu vurguluyorum. Çünkü uzun vadede kazanan markalar, müşteriyi manipüle edenler değil, gerçekten anlayanlar oluyor.
Eğer pazarlamada daha yüksek dönüşüm, daha güçlü müşteri ilişkileri ve daha akıllı bir sistem kurmak istiyorsanız bu bölüm tam size göre. Hiper kişiselleştirilmiş pazarlama geleceğin değil bugünün gerçeği. Keyifli dinlemeler.
Bölüm transkripti
(2489 kelime)
Ses kaydından otomatik oluşturuldu; küçük yazım ve noktalama hataları olabilir.
Bugün markanızı ciddi anlamda para kazandırabilecek ama yanlış yaparsanız da müşteriyi saniyesinde kaçırabilecek bir konuyu sizlere aktarmak istiyorum. Hiper kişiselleştirilmiş pazarlama deneyimleri. Ya kişiselleştirme deyince hepimizin aklına ne geliyor? Kullanıcıya ilk olarak isimle hitap etmek geliyor değil mi? Ama bu geliyorsa, bu arada evet o da var ama bu işin en temel seviyesi artık. 2026 itibariyle pazarlamayı çok başka bir boyuta taşıyoruz arkadaşlar.
Dolayısıyla hiper kişiselleştirme dediğim zaman sizler de müşterinizin o anki niyetini, davranışını, bağlamını ve hatta içinde bulunduğu durumu okuyup ona göre mesajı, teklifi, içeriği, kanalı ve zamanı otomatik şekilde uyarlamanız demek. Yani aynı kampanyayı herkese göstermek yerine her müşteriye kendi senaryosunu yaşatmak diyebiliriz. Şimdi bir hikayeyle başlayalım. Bir gün bir eğitici listesinde koşu ayakkabısı bakıyorum. Aynı gün içinde Instagram'da bir reklam görüyorum. Tamam buraya kadar her şey normal.
Ama olay şu, reklamda benim baktığım modele benzer bir ayakkabı değil, benim tam baktığım modelin farklı bir rengi var. Arkamda da bir tane karga ötüyor şu anda bilmiyorum sesi geliyor mu. Neyse. Üstelik reklam metni yağmurlu havalarda koşanlar bunu seviyor diye başlıyor bak. O gün gerçekten de yağmur yağıyor. Sonra siteye giriyorum.
Ana sayfa klasik değil. İstanbul'da bugün yağmur var, kaymaz, taban önerileri gibi bir alan çıkıyor. Sepete ekliyorum, çıkıyorum. Akşam e-posta geliyor. Yağmurda koşu için 3 hızlı ipucu 2 dakikada oku. E-postanın sonunda da bu ayakkabı bugün kargo çıkarsa yarın elinde diyor.
Ben o an şunu hissediyorum bak. Bu marka beni izliyor olamaz ama beni anlıyor. İşte hiperkeşiselleştirme hissi tam olarak bu. Müşteriye benim için düşünmüşler ya bunlar duygusunu vermemiz lazım. Ve dönüşümün kapısı da tam olarak burada açılıyor diyebiliriz arkadaşlar. Şimdi sizlere konuyu 3 parçaya böleceğim ama bölmeden önce Türkiye'de dijital pazarlama podcastine hoş geldiniz.
Ben Faruk Toprak ve başlıyoruz. Birincisi hiperkeşiselleştirme nedir ve hangi verilerle çalışır? İkincisi gerçek hayatta örnek olaylar ve sektörler bunları paylaşacağım. Üçüncüsü de bunu online ve offline nasıl entegre ederiz? Adım adım sizlere bunu anlatacağım. Hiperkeşiselleştirme ile alakalı sorularınız olursa da Faruket Çoykek'ten bana ulaşabilirsiniz.
Veya fereke tepereke instagram youtube faruk toprak takip ederseniz de bol bol içerikleri buluyor olacaksınız. Hiperkeşiselleştirme nedir? Kişiselleştirme dediğimizde artık hepimiz biliyoruz. Adı soyadına göre yazılsın metinler vs. vs. Ama hiper kelimesi eklendiğinde artık 3 şeyin birleşimi olması lazım. 1- Veri 2- Otomasyon 3- Doğru an.
Veri derken veriden kastım sadece CRM'deki ismi e-postası doğum günü değil. Davranış verisi de çok daha kritik bir konumda burada. Mesela sitede hangi sayfalara baktı? Hangi üründe ne kadar süre geçirdi? Ya da süre kaldı? Sepetine ne ekledi?
Sepeti ne zaman terk etti? Mobilden mi ziyaret etti yoksa desktop'tan mı ziyaret ediyor? İlk kez mi geldi? Daha önce satın aldı mı? Hangi şehirde? Hangi saat diliminde?
Hangi kampanya üzerinden bana ulaştı? Hava durumu neydi? Yerel etkinlik dönemi neydi? Sezonsal gibi böyle bağlamsal sinyaller var mıydı? Ve daha ileri seviyede etkileşim biçimleri nelerdi? Yani tıklama alışkanlıkları, video izleme süreleri, posta okuma davranışı gibi.
Şimdi bu veriler tek başına yetmiyor arkadaşlar. Burada bunların hepsini birleştirmemiz gerekiyor ve ikinci parça olan otomasyona geçmemiz gerekiyor. Yani otomasyon dediğimde bu veriyi anında yakalayarak segment oluşturuyoruz. İçerik ve teklifi kişiye göre şekillendirerek doğru kanaldan o kişiye ulaştırıyoruz. Üçüncü parça da doğru an. Şimdi buraya kadar ne yaptık?
Veriyi topladık, kapsamlı bir veriyi topladık, otomasyonu da kurduk. Şimdi doğru anı yakalamamız lazım. Burada aynı teklifi doğru kişiye yanlış zamanda verirseniz çöp olur. Hiperkişiselleştirme zamanlamayı da kişiselleştirmek anlamına geliyor. Müşteri genelde öğlen bakıyorsa öğlen yakalamamız, gece alışveriş yapıyorsa gece hatırlatmamız, hafta sonu karar veriyorsa hafta içi asla ona ulaşmamamız gerekiyor.
Şimdi örnek olaylar ve çalışmalara geçelim. Örnek olaylar ve burada kullanım senaryoları. Bir, e-ticaret. Arkadaşlar e-ticarette artık hiperkişiselleştirme tam bir altın madeni. Çünkü her tıklama demek veri demek. Örnek senaryolara baktığımızda da mesela ürün önerileri.
Sadece benzer ürün değil, niyete göre öneri seçenekleri de sunabiliyor olmamız lazım. Mesela kadın geldi, spor için bir tayt baktı. Tamamlayıcı olarak da sumat arası değil, aynı amaç olarak koşu kemeri gösterebiliriz ve dinamik fiyat veya dinamik teklif oluşturabiliriz. Bu da ne demek? Yeni müşteriye ilk alışveriş indirimi ya da sadık müşteriye hızlı kargo ve hediye gibi dinamik teklifler oluşturulabilir. Aynı şekilde sepette terk otomasyonu kurulabilir.
Yani her müşteriye aynı mesaj değil de terk etme sebebine göre fiyat hassas kupon, mesela kararsızsa yorumlar ve sosyal kanıt, lojistik hassassa teslimat tarihi vurgusu yapılabilir. Bir de içerik tarafı var arkadaşlar. Aynı kategori sayfasında herkes aynı bannerı görmemeli. Kesinlikle. Yani yeni gelen biri en çok satanlar ile güvene çekilsin derim. Eski müşteri de senin için seçtiklerimiz ile hızlı karar verebilmeli.
Şimdi bu e-ticaret tarafı ile gelelim SAS dediğimiz ve B2B tarafa gelelim. Yani yazılımlara gelelim. B2B'de hiper kişiselleştirme çoğu kişinin saddığından çok daha etkili durumda. Çünkü burada satın alma süreci uzun, karar verici bir ekip var ve güvene dayalı bir temas var arkadaşlar. Mesela örnek senaryolara geliyorum. Web sitesine giren ziyaretçinin şirketini IP bazlı tanıma.
Tabi burada izinleri almamız lazım. O çerez uyarılarını mutlaka göndermemiz lazım. İki, sektöre göre yani kullanıcının sektörüne göre landing page mesajını değiştirme. Örneğin üretim sektöründen geldiyse üretim hatlarında verimlilik gibi bir başlık kullanabiliriz. Ya da e-ticaretten geldiyse sipariş otomasyonu gibi bir başlık kullanabiliriz. Ya da demo formunu doldurunca otomatik lead scoring yapabiliriz arka tarafta.
Ve en güzeli de içerik önerisi Siafo'ya başka, white paper pazarlama yöneticisine başka bir içerik çıkartabiliriz. E-posta akışlarında da herkes aynı demo sonrası mail serisini almamalı, kullanım amacına göre onboarding akışı değişmelidir arkadaşlar. Bunlar bizim örnek senaryolarımız B2B tarafında. B2B'de en büyük kazanım şu oluyor her zaman. Satış ekibinin tek tek takip etmesi yerine bu yükün artık otomasyon ile azaltılması. Yani otomasyon bu yükü alıyor.
Ama mesaj kişisel kalıyor. Bu da hem hız hem de dönüşüm getiriyor arkadaşlar. 3- Perakende ve mağazacılık. Offline'da hiper kişiselleştirme olur mu yahu dediğinizi duyar gibiyim. Olur hem de çok güçlü olur arkadaşlar. Çünkü mağazada deneyim anlık ve duyguya dayalı.
Bakın ben hep podcastlerimde diyorum yakında satış temsilcilerine gözlükler zorunlu olacak. Akıllı gözlükler. Ve mağazaya girdiğimizde duygu durumumuza bakacaklar. O gün ilişkin bitmiş olabilir, depresif bir halde olabilirsin. O mağazaya adım attığında moralim bozuk olabilir ya da gerçekten hiç alışveriş yapasın olmaz. Ya da gerçekten çok alışveriş yapasın da olabilir tam tersine.
Dolayısıyla satış temsilcileri gözlüklü bir şekilde bizi takip edip analizleyip ve duygularımızı yorumlayacaklar. Ve duygularımıza göre aslında bize ürün önerilerinde bulunacaklar. Ve hatta ve hatta o gözlüklerinin ekranlarında diyecek ki bak şu müşteriye şu ürünü öner. Bunu nasıl diyecek? Müşterinin gidip baktığı, ellediği, dokunduğu ya da denediği ürünlere benzer ürün önerilerini hızlı bir şekilde sunabilecek. Satış temsilcisi ne?
Satış temsilcisi de gidip yapay zekanın, AI'ın ona önerdiği ürünleri, o müşteriye özel önerdiği ürünleri müşteriye önerecek. Mesela daha da basit indirelim. Şimdi hadi çok futuristik gittik diyelim ama. Bir sadakat kartı veya telefon müşterisiyle müşteriyi tanıyabiliriz. Bakın kasada veya mağaza içi ekranda kişiye göre öneride bulunabiliriz. Mağazaya girdiğinde mobil uygulama üzerinden bildirim gönderebiliriz.
Bakın bu da çok güzel bir teknoloji ve yapılabilir. Kullanıcı da o mağazanın mobil uygulaması varsa telefonunda giriş yaptığı anda otomatik olarak ona bildirim gönderebiliriz. Örneğin geçen hafta baktığın ürün şu anda reyonda. Bugün de %10 indirim var hemen satın al gibi. Ayrıca mağaza çalışanının ekranına mini bir profil düşebilir. Bu da müşteri genelde hangi ürünleri alıyor, hangi beden alıyor, hangi kategori alıyor şeklinde.
Böylece çalışan tahminle değil veriyle hizmet eder. Ya geçen gün bir mağazaya gittim alışveriş yapmaya. Yani satış temsilcisi o kadar deneyimli ki. Verdiği ayakkabı, verdiği pantolon, verdiği kazak, verdiği tişe her şey üzerime tam oturdu. Cuk diye oturdu. Ya dedim hani bu kadar olur.
Daha önceden hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Şok oldum. E tabi artık yılların tecrübesi ve baya şaşırtmıştı beni. Çok da memnun kaldım. Sonra tekrar gittim oraya. Çünkü kendimi çok özel hissettim.
Bakın arkadaşlar bunlar hepimiz için çok değerli. Beğenmediğimiz şeyleri denediğimizde, bu arada beğendiğimiz şeyleri deniyoruz ama üzerimizde olmadığını da beğenmiyoruz. Yani onu hoş görmediğimizde aynı karşısında içimizden alasımız gelmiyor. Dolayısıyla satış temsilcisinin beni tanıması aslında beni tanımıyor. Ama beni doğru şekilde analizlemesi ve doğru bedenleri bana sunması beni çok etkilemişti diyebilirim. Evet yani offline'da da birçok alanda bunu kullanabiliriz.
QR teknolojileri çok yaygın. Mesela QR ile başlayan bir yolculuk yapabiliriz. Müşteri vitrindeki QR'ni okutur. O QR kişiye özel kampanya sayfasına götürür. Orada da ilgi alanına göre ürünler listelenir ve bu ziyaret CRM'inize işlenir. Ertesi günde WhatsApp'tan kişiye uygun olarak follow up mesajlarımız gidebilir.
Dörtte de turizm, otelicilik ve havayolunu konuşalım istiyorum. Bakın bu sektörlerde de hiper kişiselleştirme doğrudan sepeti büyütür. Çünkü paket satışı çok. Örnek verelim burada da. Mesela aile ile seyahat edenlere çocuk kulübü, geniş oda, erken giriş ya da çift olarak gidenlere spa, bir akşam yemeği ya da iş seyahatı yapanlara da hızlı çekin, transfer ve çalışma alanı. Bakın bunlar 3 kategori için çok önemli.
Ve bunu sadece reklamda değil rezervasyon sonrası süreçte de yapabiliriz. Çekin öncesi kişisel öneriler mesela ya da otel içi aktivite teklifleri değil mi? Bunlar da çok etkili. Ve çıkış sonrası tekrar rezervasyon tetikleyicileri. Arkadaşlar bu da çok güzel. 5'te de finans, sigorta, telekom.
Biraz da buraya bakalım. Burada da kişisel teklif yöntemi çok yaygın. Ama burada ince bir çizgi var bakın güven ve izin. Yani bu finans, sigorta ve telekom şirkelerinde. Örneğin mesela müşterinin harcama alışkanlığına göre teklif yapılabilir. Kredi ihtiyacı sinyali yakalanabilir.
Sigorta yenileme zamanı yaklaşınca sadece yenile demek değil müşterinin risk profiline göre pakete önerilebilir. Burada hiper kişiselleştirmenin başarısı aslında şuradan geliyor. Müşteri beni tanıyor der ama beni izliyor demez. Bu denge çok önemli. Bakın benim verdiğim örnek gibi ya o mağazaya gideyim de alışveriş yapmayam. Bunlar beni izliyor demedim.
Ama kadın resmen beni tanıyordu resmen yani. Hani sanki o kadar güzel önerilerde bulundu ki ve hepsi cuk diye üzerime oturdu. Şimdi gelelim hiper kişiselleştirme en çok hangi sektörlerde kullanılır buna bakalım. Şimdi bunu hızlıca özetlemek istiyorum arkadaşlar. Bir, en iyi çalışan sektörleri anlatacağım. Bir, e-ticaret ve perakende.
İki, SAS yazılımlar ve B2B hizmetler. Üç, turizm ve konaklama. Dört, finans sigorta ve telekom. Beş, sağlık ve klinikler. Altı, eğitim ve üyelik sistemleri. Yedi, otomotif ve emlak gibi yüksek biletli sektörler.
Yani yüksek acimli sektörler. Bunların ortak noktalarına baktığımızda da şu sonuç ortaya çıkıyor. Müşteri karar yolculuğuyla veri bırakıyor. Satın alma süreci birden fazla adım içeriyor. Ve tekrar satın alma veya çapraz satış potansiyeli buralarda çok yüksek. Şimdi gelelim asıl kriti konuya.
Bunu nasıl kullanırız ve entegre ederiz? Kurulum ve entegrasyon tarafına. Arkadaşlar bir kere sıfırdan kuracak olanlar için net bir yol haritası çıkaralım. Bir numarada bir kere veri kaynaklarını netleştirelim. Elinizde hangi veri var? Web sitesi davranış verisi varsa GA4, Pixel, Server Site Tracking dediğimiz kurulumlar tamam mı ve veri toplamaya devam ediyor mu?
CRM verisi varsa müşteri profili nasıl, satın almalar takip edilebiliyor mu, iletişim izni ne durumda? E-ticaret verisi varsa ürün görüntülenme, sepet, sipariş, iade gibi metriklerin doğru bir şekilde takip edilebiliyor olması lazım. Offline'da da verisi varsa mağaza satışları, post ve sadakat programı bunlar çok değerli. İletişim verisi olmazsa olmaz, e-posta etkileşimi, Whatsapp yanıtımı ve çağrı merkezi notları. Bakın bir numarada veri kaynaklarımızı netleştiriyoruz. Birinci kural burada veri dağınıksa kişiselleştirme çalışmaz arkadaşlar.
Verileri topluyoruz, eşleştiriyoruz ve tekilleştiriyoruz. Şimdi bir de verileri kaynaklarıyla ayırdık, topladık. İkide de segment değil ama mikro segmentler kurmalıyız arkadaşlar. Bakın klasik segment şuydu, 25-34 yaş arası kadın. Bu artık çok kaba. Mikro segmentte de mesela şöyle diyelim, son 7 günde X kategoriye artı 3 kez bakan, sepete ekleyen ama almayan.
Ya da son 30 günde 2 kez satın alan ve ortalama sepeti çok yüksek olan, fiyat odaklı indirim sayfasını sık ezen, yeni müşteri ilk 10 dakikada 5 sayfa gezen ve niyeti yüksek. Bakın mikro segmentleri gördünüz mü? Bir önceki yani kadın 25-34 yaş arası segmentten çok daha farklı. Hiper kişiselleştirme buradaki deyi küçültüyor ama dönüşümü büyütüyor. Bunu unutmuyoruz. 3 numarada da mesaj kütüphanesi oluşturalım.
Bak birçok marka burada patlıyor benim gördüğüm. Çünkü her şey otomasyon değil, içerik meselesi. Hani bir önceki bölümlerimde de hep dediğim vardı ya, ruhsuz içerikler yok olacak diye. Aynen öyle. Ruh eklememiz lazım bu içeriklere. Yani şunları hazırlarsınız bak.
Her mikro segment için 3 teklif varyasyonu, her segment için 2 içerik varyasyonu, her kanal için uygun formatta e-posta, SMS, Whatsapp uç ve reklam site içi bannerler. Örnek veriyorum, kararsız müşteri için yorumlar çok önemli, garanti kelimesi eğer içeriyorsa çok önemli ifadesi, iade kolaylığı kesinlikle çok değerli. Bakın kararsız müşteriler için bunları kullanalım. Fiyat hassas müşteri için de kupon verelim, taksit verelim, bundle ürün seçenekleri sunalım. Yani bir tane ürün yerine o ürünün yanına bir tane daha ürün verelim, bundle paket yapalım. Hız isteyen müşteriler için de hızlı kargo ve teslimat konusunu kullanalım arkadaşlar.
Bu da 3'tü. 4'te de kanalları birbirine bağlayalım. Yani hiper kişiselleştirme tek bir kanalda olmaz, senkronize ister. Örnek akış, bakın sıralamaya bakalım. Kullanıcı reklamdan geliyor. Site davranışı ölçülüyor, CRM işleniyor.
Whatsapp otomasyonu tetikleniyor. Ardından e-posta da içerik serisi başlıyor. Satış olursa reklam hedeflemesi değişiyor. Offline mağazadan alışveriş yaparsa online segmenti güncelleniyor. Hareketleri gördük mü? Bu senkronu kurmak için de genelde şunları kullanmamız lazım.
CRM yapısına mutlaka ihtiyacımız var. GDP dediğimiz veya basit düzeyde veri entegrasyon aracına ihtiyacımız var. Otomasyon aracına ihtiyacımız var ve reklam platformlarıyla dönüşüm entegrasyonunu doğru bir şekilde kurmamız gerekiyor. 5. Gerçek zamanlı kişiselleştirmelerin eklenmesi. En büyük fark burası, burada yatıyor. Siteye giren kişiye anında değişen bir deneyim sunmamız lazım.
Örneğin ana sayfa banner'ı kaynağa göre değişiyor. Google Ads'den gelen birine farklı, Instagram'dan gelen birine farklı bir banner gösterimi çok güzel sunuşlar almamızı sağlar. Ya da lokasyona göre stok ve teslimat mesajı değiştirilebilir. Bu da etkili bayağı. Daha önce müşteri olan biri fiyat değil değer mesajı görür. Bu da çok kritik.
Ürün detay sayfasında senin için uyumlu kombin mesela. Bir kıyafet, e-ticaret sitesi ise böyle bir başlık ya da içerikle çıkabiliriz. Son olarak da 6. sırada da ölç, test et ve etik sınırı koru. Arkadaşlar, hiper kişiselleştirme test işidir. AB testi, holdout grup, frekans kontrolü mutlaka şarttır arkadaşlar. Ve etik sınır, ben buna çok önem veriyorum.
Lütfen siz de önem verin. Bunu özellikle söylemek istiyorum. Müşteriye beni takip ediyorlar hissi verirseniz bu ters teper. O yüzden izinli iletişim, açık değer önerisi ve frekans sınırlaması ve hassas verileri kullanmama şeffaflı gibi detaylar burada çok çok önemli ve değerli. Arkadaşlar, online'da nasıl hiper kişiselleştirme yapabiliriz, adımları ve yol haritası nelerdir bunları size anlattım. Özetle hiper kişiselleştirme, pazarlamanın genelden özele dönüşmesi değil, pazarlamanın müşterinin anına taşınması diyebiliriz.
Müşteri şu anda ne istiyor? Müşteri ne hissediyor? Hangi aşamada? Hangi engeli var? Hangi kanalı tercih ediyor? Bunu okuyup ona göre hareket ettiğinizde dönüşüm artar arkadaşlar.
Sepetiniz büyür ve sadakatiniz güçlenir. Ama bir şartla, müşteriyi sıkmadan, izinsiz rahatsız etmeden ve ona değer sunarak. Eğer bu bölümü dinledikten sonra markanızda hiper kişiselleştirmeyi denemek istiyorsanız, ilk adım olarak şunu yapın. Son 30 günde sitenize gelen ziyaretçileri 5 mikro segmente ayırın. Her segment için iki farklı mesaj hazırlayın ve kendinize bir kanal seçe pilot olarak bu çalışmayı başlatın. Bir anda her şeyi kurmaya çalışmayın arkadaşlar.
Önce küçük kazanımlar, sonra ölçeler. Tamam mı? Ben Faruk Toprak, Türkiye'de dijital pazarlama serisinde yeni bölümlerle tekrardan görüşmek üzere. Kendine çok iyi bak sevgili dostum. Hoşçakal, bay bay.
Yeni bölümleri kaçırmayın
Her Çarşamba yeni bölüm - Spotify ve Apple Podcasts’ten takip edin ya da bültene abone olun.
