Reklam Körlüğü Nedir? Dijital Gürültüde Fark Edilmenin Sırları


Bu bölümü, her zaman podcastlerimi destekleyen, bana her yeni bölümde ilham veren ve motivasyon kaynağım olan sevgili "Ertan Tüfekçi" abime armağan ediyorum.
Reklam körlüğü, kullanıcıların dijital reklamları fark etmemesi veya bilinçli olarak görmezden gelmesi durumudur. Bunun süresi ve yoğunluğu, platform, reklam formatı ve hedef kitlenin alışkanlıklarına göre değişiklik gösterir. Ancak genel olarak:
Reklam Körlüğü Hakkında Önemli Noktalar:
1. Banner Reklamlar:
• Görmezden gelme oranı: %70-80 civarında.
• Ortalama olarak kullanıcılar, banner reklamları bir saniyeden kısa sürede göz ardı edebilir. Bunun nedeni, görsel olarak benzer tasarımların beyin tarafından “önemli olmayan bilgi” olarak kategorize edilmesidir.
2. Sosyal Medya Reklamları:
• Kullanıcılar, sosyal medya akışında bir gönderiye 1-3 saniye arasında odaklanır.
• Reklamların dikkat çekme süresi bu sınırlı zaman dilimiyle sınırlıdır.
3. E-posta Reklamları:
• E-posta açılma oranı sektöre bağlı olarak %20-25 arasındadır.
• Kullanıcılar, spam veya ilgisiz olduğunu düşündükleri e-postaları genellikle birkaç saniye içinde siler.
4. Video Reklamlar:
• Kullanıcıların bir videoda reklamı geçmek için bekleme süresi genelde 5 saniyedir (ör. YouTube reklamları).
• Videonun ilk 3-5 saniyesinde dikkat çekici bir mesaj veya görsel sunulmazsa kullanıcı ilgisini kaybedebilir.
5. Mobil Reklamlar:
• Mobil cihazlarda, kullanıcılar bir reklamı ortalama 1-2 saniyede görmezden gelme eğilimindedir.
Reklam Körlüğünü Azaltmak için Stratejiler
* Kişiselleştirme: Kullanıcıların ilgi alanlarına ve davranışlarına uygun reklamlar sunmak.
* Dinamik Tasarım: Kullanıcıların dikkatini çekecek yenilikçi ve yaratıcı görseller kullanmak.
* Doğal Reklamcılık (Native Ads): Reklamların, kullanıcının içeriğiyle organik bir şekilde bütünleşmesini sağlamak.
* Test ve Optimizasyon: Farklı reklam formatlarını A/B testleriyle değerlendirip en etkili olanı seçmek.
Reklam körlüğünü kırmak için doğru hedefleme, yaratıcı tasarım ve kullanıcı odaklı bir yaklaşım benimsemek önemlidir.
Bölümle alakalı ayrıntılı içerikleri web sitem faruktoprak.com'da bulabilirsiniz.
Beni Instagram'dan takip etmeyi unutmayın @faruktoprakx
Bölüm transkripti
(2514 kelime)
Ses kaydından otomatik oluşturuldu; küçük yazım ve noktalama hataları olabilir.
Instagram'da, Facebook'ta, YouTube'da veya televizyonda ya da radyoda. Her yerde ama her yerde reklama maruz kalıyoruz. Hal böyle olunca istemsiz bir şekilde bizlerde ne oluşuyor? Reklam körlüğü. Yani bunun anlamı şu, reklamları artık görmezden geliyoruz. Eskiden televizyonda reklam çıktığı zaman hemen kanalı değiştiriyorduk.
Başka bir kanala geçiyorduk, reklam olmayan bir kanala geçiyorduk. Ama sonra televizyon şirketleri uyandılar tabii. Bu duruma ne yaptılar? Hepsi aynı anda ve dakikada reklam vermeye başladılar. Dolayısıyla reklam maruz kaldığımız bir konu haline gelmeye başladı. Peki yıllarca dijital kanallarda, offline yerlerde ve kanallarda reklamları görmeye alıştık diyebilirim.
Ancak körlüğe de alıştık bence. Yani hepimiz bir reklamı gördüğümüzde buna bir yok sayma metodu uyguluyoruz diyebilirim. Peki bu bizler için iyi ama işletmeler için kötü olan bu durumu bu bölümde bu konuya yay vereceğim bu hafta. Öncelikle 2025'in hepimiz için çok çok güzel olmasını diliyorum. Ve bu bölümü sevgili Ertan abime armağan ediyorum. Ertan Tüfekçi her defasında beni destekleyen ve hadi bir bölüm daha paylaş diyen Ertan abime teşekkür ediyorum.
Ve bu bölümü ona armağan olarak iletiyorum. Umarım bol bol daha güzel bölümleri de en kısa zamanda paylaşacağım. Arkadaşlar dijital dünyada ya da sadece dijital dünya demeyelim normal hayatımızda da reklamların görünmez hale geldiğini sizler de hissediyor musunuz? Eskiden hatırlayın çok reklam var derdik. Hep şikayete derdik. Ama bu şikayetler azalmaya başladı değil mi?
Neden? Çünkü görmemeye başladık. Reklamların süresinden bağımsız bir şekilde görmemeye başladık. Televizyonda bir diziyi izlediğinizi düşünün. Çok sevdiğiniz o diziyi izliyorsunuz ve bir anda reklam girdi. Hemen ne yapıyoruz?
Başka bir kanala geçiyoruz. Telefonu elimize alıyoruz ve o reklamı görmüyoruz. Ve hatta reklam sesli olmasına rağmen duymuyoruz bile. Hal böyle olunca tabii burada işletmeler için bu reklam körlüğü nasıl engellenebilir? Bunlara yönelik çok paralar harcanıyor. Ve reklam körlüğünü minimize etmek için yani maksimum faydayı o reklamdan elde etmek için başarılı bazen de başarısız tasarımsal videolar ve banner çalışmaları yapılıyor.
Araştırmalara göre banner reklamlarda yani banner reklamlar nelerdir? Görüntülü reklamlar. Genelde bir siteye giriş yaptığınızda bir siteyi ziyaret ettiğinizde sağda solda yukarıda aşağıda her yerde hemen hemen karşımıza gelen reklamlar banner reklamlar. Bunların genelde birer ölçüleri oluyor. Ve o ölçülere göre tasarımlar yapılıyor. Statik veya dinamik bir şekilde o bannerler yayınlanıyor ve reklam olarak paylaşılıyor.
Ve hep aynı reklam o alanda yer almaz. O alanı bazen reklam verenler ve reklamı yayınlayanlar farklı ölçülerde ve kriterlerde o reklam alanını başka şirketlere ya da başka platformlara kiralayabiliyor ve reklamın değişmesini sağlayabiliyor. Peki dünya genelinde yani bunu sadece Türkiye olarak kısıtlamayalım. Banner reklamların görmezden gelme yani bizlerin kullanıcıların bu reklamları görmezden gelme oranının ne olduğunu biliyor musunuz? Şaşırtıcı ve çok yüksek %70 ve 80. Bakın meta reklamlarında ya da TikTok reklamlarında arkadaşlar reklamlarımıza görüntülenme bazlı para öderiz.
Tıklama bazlı değil. Google'ın arama hava reklamı gibi değil. Yani Google'ın arama hava reklamı nasıl çalışıyor? anahtar kelime yazılıyor, reklama tıklanılıyor ve biz Google'a para ödemek zorunda kalıyoruz. Yani işletme olarak reklamımız tıklama aldığında Google'a para ödüyoruz. Ancak görüntülü reklamlar böyle çalışmıyor.
Görüntülü reklamlar her gösterildiğinde biz para ödüyoruz. Sosyal medyada da böyle, GDN'de de böyle. Tabii GDN'de bin gösterim başına maliyet şeklinde hedefleme stratejileri de var. Ya da daha farklı tıklama başına maliyet şeklinde stratejiler de var. Ama buradaki görmezden gelme oranı %70 ve 80 civarında. E hal böyle olunca bizim ne yapmamız gerekiyor?
Birçok işletme GDN reklam kampanya türünü kullanmıyor. Yani Google'da görüntülü reklam kampanya türünü kullanmıyor. Neden? Diyor ki ya çöp o kampanyadan ben dönüş alamıyorum diyor. Biz de ona şunu diyoruz. Peki senin banner tasarımın nasıl? Ya da senin video tasarımın nasıl? Bunu nasıl geliştirebilesin? Bunun üzerine bir çalışma yaptın mı?
CTR'ı arttırmaya yönelik bir A-B testi yaptın mı diyoruz? Cevap tabii ki de hayır oluyor. E hayır olan cevapta da yüksek bir performans bekleyemeyiz. Yani burada tamam reklama belirli bir miktar para ödeniyordur. Doğru. Ama o ödenen paradan maksimum performansı alabilmek için testlerin yapılması gerekiyor. Bir reklam yayınladığınızda her zaman birinci metrik dönüşüm değildir.
O reklamın tıklanma oranı da aslında büyük bir KPI'dir. Büyük bir dönüşümdür. Sonuçta tıklama oranımız belki çok düşük ama çok yüksek dönüşüm alıyoruzdur. Neden? Çünkü gönderdiğimiz yer web sitemiz çok iyidir ya da mobil uygulamamız çok iyidir ve dönüşüm yüksektir. Ancak CTR'ımız yüksek dönüşüm kötüyse ve bu sefer de demek ki gönderdiğimiz yerin performansı kötüdür.
Dolayısıyla CTR'la dönüşümler arasında doğru bir ilişki vardır arkadaşlar. Yani bir reklamın özellikle bu tarz görsel reklamların iyileştirilmesi için A-B testlerinizde sadece dönüşüme bakmayın. CTR'a da bakın CTR oranı neydi? Click-through rate İngilizcesi, Türkçesi tıklama oranı. Yani reklamı kaç kişi gördü ve gören kişilerden kaç kişi tıkladı. Olay aslında bu kadar basit.
Ve dolayısıyla bir banner reklamı yayınladığınızda o reklama ne kadar para harcadığınızda bakıp ardından o reklamın ne kadar tıklama aldığını görün. Ve hiçbir zaman tek bir standart banner reklam yayınlamayın arkadaşlar. Her zaman ikinci, üçüncü ve dördüncü tasarımlarınız olsun yani dört tane reklam yayınlayın ki arada karşılaştırma yapabilesiniz. Bu %70-80'in dışında bir de buna saniye olarak bir analizleme yapıldığında ortalama olarak kullanıcılar banner reklamları bir saniyeden kısa sürede göz ardı edebiliyorlarmış. Yani bir saniye bakın arkadaşlar 2-3-4 değil bir saniye. Yani bir reklam karşısına çıktığında kullanıcının bir saniyede etkiledi etkiledi etkilemedi geçmiş olsun gitti.
Sosyal medyada bu tabi banner reklamlar kısmıydı. Sosyal medyada ise olay bir tık daha iyi. Yani banner reklamlarda bir saniye ama sosyal medyada bu 1-3 saniye arasında değişmektedir. Bakın reklam köylüğü başlıyor sonrasında. Yani sen Instagram'da bir reklam yayınladın diyelim bu story formatında olabilir, post formatında olabilir veyahut reels formatında. Senin o kullanıcıyı 1-3 saniye arasında yakalaman lazım.
Yakaladıysan eğer evet o tıklamaya da dönüşebilir, o dönüşüme de dönüşebilir. Artık senin dönüşümün burada lead olabilir, satış olabilir veyahut başka bir şey. KPI neyse dönüşüm odur, hedef neyse dönüşüm odur. Reklamların dikkat çekme süresi bu kadar sınırlıyken bizim ne yapmamız gerekiyor? Tabi ki de reklamlarımızı geliştirmemiz gerekiyor. Evet, Canva çok kolay bir araç değil mi?
Bize saniyeler içinde çok hızlı reklamlar oluşturmamıza fayda sağlıyor. Ancak arkadaşlar unutmayalım ki tasarım bambaşka bir iştir. Yani tasarımcının yapacağı bir tasarımla bizim yapacağımız bir tasarım arasında çok fark vardır. Çünkü onlar bizim görmediğimiz şeyleri görebilirler. Bu arada her tasarım yapılmadan önce mutlaka o tasarım hangi hedef kitleye yönelik yapılıyor, bunun kararlaştırılması ve tasarımcı arkadaşla da paylaşılması gerekiyor ki tasarımcı doğru sonuçlar çıkartabilsin.
Doğru çıktılar alsın ve bunu reklamlarda yayınladığımızda test edebilelim. Şimdi tabi Benir'i anlattım. Benim reklamlarda olayın ne kadar vahim olduğunu size söyledim. Bir saniye dedin. Sosyal medyada hadi bir tık daha iyi. Bir ila üç saniye dedin.
Olay bundan ibaret değil dijital pazarlama değil mi? İçinde ne var? E-posta pazarlaması var. Arkadaşlar e-posta açılma oranı bu genelde sektörden sektöre değişiyor. Ancak ortalama bir oran baktığınızda %20 ila %25 arasında değişiyor. E-postaların açılma oranı.
Bu da oran olarak %20'nin altında kalıyorsa sizin e-postalarınız demek ki burada artık geliştirmeniz gereken şeyler var. Neler? Genelde e-postanın konusu. Çünkü tıklamadan önce ilk baktığımız yer neresi? Gönderen. Yani gönderini bir kere kazanmış olmanız lazım.
Bunun anlamı ne? Size ait olmayan e-posta adreslerine arkadaşlar mail atmayın. Gerçekten atmayın. Çünkü orada bakacağınız sonuçlar bir kere sizi yanıltacak. E-postanın konusuna bile bakmıyorum. Gönderen.
Herkesin ilk baktığı şey gönderici kim? Buna bakıyor. Ardından neye bakıyor? Tabii ki de e-postanın konusuna bakıyor. O konu ilgi çekici mi? Ya da o konu gerçekten onu ikna ediyor mu?
Alıcı yani maili alan kişi direkt buraya bakıyor. Burayı da kazandıktan sonra ne yapıyor? E-postayı açıyor. Değil mi? E-posta açılma oranı işte böyle hesaplanıyor arkadaşlar. Kaç kişiye e-posta gönderdiniz?
O gönderilen e-posta. Örneğin 100 kişiye e-posta gönderdiniz ama buradaki 100 sayısı baz alınmayacak. Burada baz alınacak olan sayı ulaşılan e-posta sayısı. Ve o 100 kişiden 20'si bounce olabiliyor. Yani onları o e-posta es geçebiliyor. Dolayısıyla 80 kişi aldı diyelim o e-postayı.
80 kişiden de kaç kişi o e-postayı açtı? Ona göre bu oranı bulabiliyoruz. Bazen işte kullanıcılar bu dediğim metriklere göre yani işte gönderen kişiye göre maili spam olarak algılayabiliyor. İlgisiz olduğunu düşünebiliyor ve e-postaları birkaç saniye içinde silebiliyorlar. Burada da bakın e-postayı gördük. İlk temas birkaç saniye.
Yani bundan daha uzun vaktimiz yok. Dörtte de video reklamlar. Evet genelde benim gördüğüm şey şu banner reklamlar ve diğer reklam türleri ve tasarıma yönelik reklam türleri videoya göre daha başarısız oluyor. Çünkü videoda daha profesyonel bir destek aldığı için firmalar video reklamlarda daha başarılı olabiliyorlar. Ama burada da video reklamlarda da ortalama bakın yine evrensel bir veri paylaşacağım. Sadece Türkiye'ye özel değil.
Bir video reklamını geçmek için bekleme süre 5 saniye. YouTube'da bumper reklamlar var bilirsiniz. YouTube premium kullanmıyorsanız eğer normal YouTube kullanıyorsanız bir 5 saniyelik bir hak verir size. Ve hatta bu bazı videolarda atlanamayan videolarda 15 saniyedir. Yani 15 saniye o videoyu yani o reklamı izlemek zorunda kalıyorsunuz arkadaşlar. Beğensiniz de beğenmesiniz de.
Ancak ne dedim? Reklam köllü videonun yayınlanma süresine bağımsız hesaplanıyor. Yani orada bir dakikada dönse reklam siz bakmak istemedikten sonra duymak istemedikten sonra o marka o şeyi size tanıtamaz. O ürünü veya hizmeti size tanıtamaz. Videonun ilk 3-5 saniyesi dikkat çekici bir mesaj veya görsel sunulursa kullanıcının ilgisini kazanabilir veya kaybedebilir. Arkadaşlar burada süre bir tık daha yukarı çıkıyor.
Banner'da neydi 1 saniye. Sosyal medyada neydi 1 ile 3 saniye. Videoda ne oldu bu? 3 ile 5 saniye oldu. Yani bundan sonrasında arkadaşlar körlük başlıyor. Evet burada bir sessizlik oldu.
Bu önemli çünkü buradan sonrasında körlük başlıyor. Siz ne kadar bütçe ayırsanız da ayırın. Ne kadar büyük prodüksiyon firmalarıyla çalışsanız da çalışın. Hedef kitlenize özel içerik üretmediyseniz eğer geçmiş olsun. Dolayısıyla burada yapılması gereken şey şu. Benim bu kadar bütçem var bunu Google'a harcayacağım.
Yanlış. Benim bu kadar bütçem var bunun şu kadarını prodüksiyona ayıracağım. Ya da tasarımı ayıracağım. Bunun bu kadarını da Google'a ayıracağım. Doğru. Dolayısıyla eğer ki arkadaşlar şu anki reklam türü dijital içinde bulunduğumuz çağ reklam türleri hep görüntülü, hep görsel, hep işitsel olduğu için bizim bir reklam bütçesi belirlediğimizde bu bütçede mutlaka ve mutlaka prodüksiyon ya da tasarım parası olmalı.
Yani ben kanvada çok güzel belirler yaparım, buna reklam çıkarım, Instagram'da yayınlarımla bu iş bu kadar kolay değil. Neden? Arkadaşlar rekabet var ya inanılmaz rakipler var. Ne satarsanız satın. Sattığınız her şeye yönelik mutlaka bir rakip olacaktır. Neden böyle dünya?
Çünkü üretim de kolay. Zor değil. Üretilen ham madde de bulunabiliyor. Dolayısıyla üretim bu kadar kolayken ne çoğalıyor? Rekabet çoğalıyor. O yüzden reklamlarda başarılı olabilmek için görsel ve işitsel reklamlarda sağlam bir bütçeye ayırmamız gerekiyor.
Nereye? Prodüksiyon ve tasarım ekibine. Buradaki bu tabi reklam körlüğünü azaltmak için yapılması gereken en büyük adım. Strateji ya da. Ama tabi bundan sonra o briefi verecek olan kişi sizsiniz. Neden?
Çünkü hedef kitliği tanıyan sizsiniz. Müşterilerinizi bilen sizsiniz. Prodüksiyon şirketi belki 20 farklı sektörden bambaşka markalarla çalışıyordur. Olabilir. Ama ona briefi verirken öncelikle neyi tanımanız lazım? Müşterinizi, hedef kitlenizi ve bu hedef kitlenizin ilgi alanlarını bulmanız lazım.
Bir numaraya o zaman kişiselleştirmeyi koyabiliriz. Değil mi? Yani kullanıcıların ilgi alanına ve davranışlarına uygun reklamlar hazırlamak. İki de dinamik tasarımı koyabiliriz bence. Çünkü artık statik görseller, hareket etmeyen o bannerler bitti. Yani bence bitti.
Bunun süresi bitti. Kullanıcıların daha dikkatini çekecek yenilikçi ve yaratıcı görseller kullanabiliriz. Ve bence ne satarsanız satın mutlaka o videoda ve görselde insan olmalı. Ve o insan figürü de bizim yerelleştirme dediğimiz. Yani bunu Türkiye'de yayınlayacaksak bir Türk erkek ya da bir Türk kadın ya da bir Türk çocuk olmalı ki yerelleştirmeyle birlikte bir bağ kurulabilsin. Yani Türkiye'de çıkacak olan reklamda başka bir ülkeden birini kullanmak tabi bu sektörden sektöre değişir.
Belki modada daha ilgi çekici gelecek. İşte güzel bir kıyafeti, Rus bir mankene ya da Ukraynalı bir mankene giydirip o şekilde pazarlayabiliriz. Ama diğer ürünlerde ya da markalarda daha yerelleştirme o bağın oluşmasını sağlıyor. Özellikle bu tanınmış isimse mesela Burak Özçivit. Çok tanınmış birisi değil mi? Onu gördüğümüzde direkt markayla ilişkilendirdiğimizde bir güven oluşuyor ve bir bağ kuruluyor ve o idüğe izleniliyor.
Üç, doğal reklamcılığı kullanabiliriz. Buna Native Ads de denir ve bu çok sık kullanılıyor arkadaşlar. Reklamların kullanıcının içeriğiyle organik bir şekilde bütünleşmesini sağlıyor aslında. Yani kullanıcı ya da müşteri ya da potansiyel müşteri onun reklam olduğunu bile anlamıyor. Hop onu alıyor. Dolayısıyla bu da Native Ads'lerde çok çok başarılı.
Bu sadece bu arada bu anlattıklarım dünyanın her yerinde geçerli. Nijerya'da da aynı strateji, Türkiye'de da aynı strateji, Suudi Arabistan'da da aynı strateji, Avrupa'da, Amerika'da, Kanada fark etmiyor. Dördüncü sıraya da bence reklam körlüğünü azaltmak için stratejilerden konuşuyoruz. Test ve optimizasyonu koyabiliriz. Arkadaşlar farklı reklam formatlarını bakın hepsi aynı olmak zorunda değil. Farklı reklam formatlarını AB testleriyle değerlendirip en etkili olanı seçmeliyiz bence.
Hani hatırlarsanız podcast'ın başlarında demiştim ya 4 tane reklam diye. İşte burada aslında buna benzer bir şey. Yani AB testi dediğimde AB 2 tane reklam gelmesin arkadaşlar. A, B, C, D, E yani A, B, C, D, E, F diye uzar gider bu. Birden farklı testler oluşturmanızı sağlayabilecek reklamlar bugünün sonunda size şunu sağlayacak. Ya evet ben bu tasarımı yaptım ama bak bu tasarımdan bu kadar tıklama almışım.
Ya da diğer tasarımdan o benim beğenmediğim diğer tasarımdan daha fazla tıklama almışım. gibi sonuçlara ulaşabiliriz ve reklam körlüğündeki o zaten ufak küçük olan rakamları daha da başarılı bir hale getirebiliriz diye düşünüyorum. Arkadaşlar reklam körlüğü önemli. Şu anda bir tek arama motoru reklamları kaldı. Yani biz anahtar kelimeyi yazıyoruz karşımıza sonuçlar çıkıyor. Ancak bundan sonra yani yakın bir gelecekte ve tarihte artık bu arama motoru yani dokunma duyusunu kaybedeceğimizi düşünüyorum ben.
Her ne kadar sesli arama yapsak da yani mikrofon açık bir şekilde ben anahtar kelimeyi söylesem ve Google bunu arama yapsa da bu yavaş yavaş sona erecek. Ve inanın yeni gelen gençlik yani bu 15-16 yaşındaki gençlik ya da çocuk diyeyim artık bu 14-15 yaşındakilere bunlar arkadaşlar aramaları Google'da yapmıyorlar. TikTok'da yapıyorlar. Evet şaşırmadınız. TikTok'da, Instagram'da, Facebook'ta bakın sosyal medya platformlarının arama kutucukları, o arama alanları. Ben tabii yaşım gereği sadece arkadaşlarımı arıyorum.
Yani kişi ismi yazıyorum ama daha aşağıdan gelenler yeni jenerasyon. Arkadaşlar ürün isimlerini oraya yazıyorlar. Mekan isimlerini oraya yazıyorlar. Sosyal medya platformlarındaki arama kutucuklarını kullanıyorlar. Buna aslında şimdiden işletmeler hazır olmalı. Orada da bir organik SEO çalışması gelecek.
Sosyal medya platformlarında biraz kulağa saçma gibi geliyor da olabilir ama bunlar gelecek. Yani Google Google'lığını kaybedecek. Artık dünya değişiyor. Dijitalleşen dünyada dokunma kavramı da bence yavaş yavaş ortadan kalkacak. Sadece görüntü ve sadece işitsel bir dijital dünyaya doğru gidiyoruz. Bir de üçüncüsü daha gelecek.
Yakın bir tarihte bence. O da hissetme. Hissetme tabi bunun üzerine bence çok ayrı bir podcast bölümü kesinlikle yapalım. Dijital dünyaya yönelik. Hatta dijital dünyada kullandığımız duyularımız şeklinde güzel bir bölüm olabilir. Ama özetle hadi toparlayalım şimdi.
Çok da dağıtmayayım. Reklam körlüğünü ortadan kaldırabilmenin en etkili yolu. Ben madde madde saydım ama lütfen bütçenizden bir kısmını prodüksiyona ve tasarıma ayırın. Arkadaşlar hepinize çok güzel bir yıl diliyorum. Ve bana bol şans dileyin. Dua edin ki ben de bol bol podcast paylaşayım.
Bu güzel içerikleri sizlerle paylaşayım. Çok da istiyorum zaten. Hadi bakalım bir sonraki bölümde tekrardan görüşmek diliyle. Kendinize çok iyi bakın. 2025 sizin için muhteşem bir sene olsun. Hadi hepinizi alkışlıyorum.
Hoşçakalın.
Yeni bölümleri kaçırmayın
Her Çarşamba yeni bölüm - Spotify ve Apple Podcasts’ten takip edin ya da bültene abone olun.
