Bir Reklamla Herkesi İkna Edemezsin İşte Sebepleri ve Karakter Gerçeği


00:00 Karakterler her yerde, önce arketipini tanı
03:20 Umut abinin konuşma korkusu ve yüzleşme
06:20 NLP ve arketipleri pazarlamaya çevirme
07:10 Hedef kitle var, karakter analizi yok
12:40 Dost ve Ebedi Çocuk deneyim, özgünlük, eğlence
14:00 Kampanya değil hikaye, ürün değil deneyim
16:45 Amazon ve Savaşçı başarı, kanıt, sayılar
18:30 Joykek örnekleri, karar verici neden sayı ister
22:10 Filozof ve Mistik anlam, değer, neden sorusu
24:20 İşe alım ve devir teslimde karakter uyumu
Bu bölümde pazarlamanın en çok gözden kaçırdığı ama dönüşümü doğrudan belirleyen bir gerçeği masaya yatırıyoruz. Herkese aynı reklamı göstererek satış yapmaya çalışıyoruz, ama herkes aynı sebeple satın almıyor. Umut abiyle birlikte arketipler ve karakter tipleri üzerinden şunu netleştiriyoruz: Ürününüz aynı kalsa bile mesajınız yanlış karaktere gidiyorsa reklamınız boşa gider.
Sohbetin ilk kısmında Umut abinin topluluk önünde konuşma korkusunu nasıl fark ettiğini, bu korkunun arkasındaki reddedilme düşüncesini ve yüzleşmenin nasıl bir dönüşüm yarattığını konuşuyoruz. Buradan pazarlamaya geçiş yapıyoruz, çünkü korku ve belirsizlik sadece bireylerin değil, işletmelerin de kaderini belirliyor. Bir marka riskten kaçtığında, yeni bir şey denemediğinde ya da sürekli aynı dili konuştuğunda aslında görünmez bir fren çekmiş oluyor.
Sonra karakter modelini pazarlama diliyle çerçeveliyoruz. Google ve Meta size yaş, cinsiyet, ilgi alanı verir ama karakter vermez. Peki markanız bunu nasıl çözer? Ürününüzü kullanan müşterileri dinleyerek, kısa görüşmeler yaparak, toplantılarda kullanılan kelimeleri yakalayarak ve satın alma motivasyonunu çözerek. Dost ve Ebedi Çocuk tarafında yeni deneyim, özgünlük ve eğlence beklentisini görüyoruz. Bu kitleye kampanya anlatmak yerine hikaye anlatmanız, ürün söylemek yerine deneyimi hissettirmeniz gerek…
Amazon ve Savaşçı tarafında ise başarı, rekabet ve kanıt ihtiyacı öne çıkıyor. Bu kitleye romantik vaatler değil, net sonuçlar, sayı, referans ve başarı hikayeleri gerekir. Joykek müşteri toplantılarında karar vericilerin neden rakam istediğini, case study ile başlamanın neden oyunu değiştirdiğini ve sunumun ilk 3 dakikasında hangi verilerin masaya konması gerektiğini konuşuyoruz. Ne harcadık, ne kazandık, nereden nereye gideceğiz soruları bu karakterin doğal dili.
Filozof ve Mistik çizgisinde ise neden sorusu var. Değer, vizyon, anlam ve derinlik arayan bir kitleye sadece indirim konuşursanız bağ kuramazsınız. Burada içerik, manifesto, marka hikayesi, uzmanlık ve uzun format anlatım devreye girer. Bu karaktere satış baskısı değil, düşünce liderliği ve güven veren bir anlatı gerekir.
Bölümün sonunda bu bilginin sadece reklam metinlerinde değil, ekip kurulumunda, işe alımda, departman yerleşiminde ve devir teslim süreçlerinde nasıl kullanılabileceğine değiniyoruz. İstediğinize değil isteyene devredersiniz cümlesi bu bölümün işletme tarafındaki en kritik anahtarı. Doğru karakter doğru rolde olduğunda hem ekip huzuru hem performans hem de büyüme daha kolay olur.
Dinlerken kendinize şu üç soruyu sorun: Markanız hangi karakter diliyle konuşuyor, müşteriniz hangi karakter diliyle dinliyor, reklamınız hangi karakteri hedefliyor? Bu üçü aynı hizaya geldiğinde dönüşümler hızlanır, yanlış hizadaysa bütçe yanar.
Bölüm transkripti
(7489 kelime)
Ses kaydından otomatik oluşturuldu; küçük yazım ve noktalama hataları olabilir.
Hayatınızın her anında biz bu karakterlerle karşılaşıyoruz, her yerdeler. İlk yapmamız gereken şey kendi öz kimliğiniz, yani arketeklinizi bulmak, kullandığınız dili bilmek. Biz istemeyi çok seviyoruz abi, çok kazanalım, değil mi? Ama sen doğru işimi yapıyorsun. Artık önün aydınlanmış oluyor, yani yolunu görebiliyorsun. Diğerinde gözün kapalı aslında yolunu bulmaya çalışıyorsun. Ve biz bu karakterleri iyi analiz edersek geleceği de görebiliriz. Kâhin olmaya gerek yok. Bu bilgi benim hayatımı değiştirdi, sizin de hayatınızı değiştirebilir. Ama bunun için siz adım atacaksınız.
Ben diyorum ki bak sana anlatıyorum, dinlemiyor. Ama bir yeri dinlemek istiyor ama ulaşamıyor. Bu bilgiye herkes sahip olmalı. Çünkü hayatımızda seçtiğimiz eşte bile bunu kullanabiliriz. Ve şu soruyu sorabiliriz, şu anda doğru bir kişide miyim, değil miyim? Herkese merhaba. Türkiye'de Dijital Pazarlama Podcast'ine hoş geldiniz. Ben Faruk Toprak. Arkadaşlar hep podcast, podcast dedik. 2026'daki birinci hedefimiz de videocaste geçiş yapmaktı.
Geçen bölümlerde sevgili Umut abiyle çok güzel bir bölüm yaptık. İnsan bedeninin katmanlarını ve bu katmanların pazarlamaya olan etkilerini konuştuk. İnsan psikolojisinde bunlar nerelere hitap ediyor? Markalar açısından, e-ticaret firmaları açısından bütün detayları el alıp konuştuk. Şimdi de Umut abi yanımda. Yoğun istek üzerine. Umut abi hoş geldin programa.
Hoş bulduk. Nasılsın? Abi çok iyiyim. Bugün videocast'ı yapıyor olmamız beni daha da iyi yaptı diyebilirim. Beni çok iyi hissettin. Şimdi bugün tabii şöyle de bir olay oldu. Geldik buraya. Dedim ki Umut abi sen %70 konuşacaksın, ben %30. Ben rahatım abi. Sorularımı sorup çekileceğim. O bir böyle bir...
Doğal olarak tabii çok iyi hissettim sen böyle söyleyince. Bir de ışık olarak da mavi ışık senin tarafına denk geldi. Evet. Boğaz çaykısı abi. Tam sana yakışır, hitap ediyor. Kırmızı ışıkta ben de kökleniyoruz abi. İyi niyetle.
Aslında şöyle bir şey var. Bu söylediğin önemli çünkü biliyorsunuz biz seninle ilk buluştuğumuzda aslında spontane çay içiyorduk. Ve süreç bizi orada aslında sen cesaretlendirdin ve podcast çektik. Şimdi dün podcast'i bir inceledim hani ara ara böyle podcast'lerini dinliyorum ama benim podcast'ime geri döndüm. Bu arada dün podcast'i inceledim diyor sınava. Şuraya oturduk. Dedim ki podcast'in adı neydi hatırlıyor musun? Hatırlayamadım bile. Yani.
Yani ismi atın ama içeriği hatırlıyorum. Peki. Orada şöyle bir şey var. Aslında seninle bir şeyi paylaşmak istiyorum. Bu önemli. Çünkü ben bir atölyede şunu fark ettim. Topluk önde konuşma korkumu fark ettim. Gerçekten böyle bir korkudan haberim yoktu. Ve atölyede bunu fark ettiğimde baya bir heyecanlandım.
Hani normalde ben şöyle zannediyordum kendimi. Ya ben aslında içe kapalı bir insanım. İşte şirket bir ilişki kadrom var. Orada ben de iyi hissediyorum. Ama bunun sebebinin topluluk önde konuşma korkusu olduğunu bilmiyordum. Ta ki o gün fark edene kadar. Tabi bizde şöyle bir şey oluyor. Bir şeyi fark ettiğimiz zaman korkuluğu duyguyu masaya yatırıyoruz.
Ameliyat ediyoruz. Ben bu ne? Korku nedir? falan diye bir takıntılı bir hale geliyorsun. Şimdi ben tabi korkuyla fark ettiğimiz zaman böyle bir korkuyu yaptığım tek şeyin ilk korkuyla yüzleşmek oldu. Neye ihtiyacın vardı? Topluk önde konuşma ihtiyacın vardı. İşte seninle geldiğimde aslında ihtiyacımı esneden sende buldum. Çünkü sen de o gün aslında bilmeden benim bir korkumu aşmama vesile oldun. Ve ilk podcast'ı incelerken ilk başlarda gerçekten bir heyecanlıyım falan.
Sonra ne oluyor korkuyla yüzleştiğinizde? Korku artık düşünce çünkü. Gerçek bir korku değil. Alışıyorsunuz. Çünkü insanda şöyle bir şey var. İki tane gerçek korku var. Bir yükseklik korkusu bir de yüksek ses korkusu. Bak bu gerçek. Bu evrimsel olarak gelmiş bize atalarımızdan falan hepsine gelmiş. Yani insan herhangi bir yüksek ses gördüğünde aynı tepki verir.
Yükseklikte de çekilip korkar. Bu gerçek. Ama bunun dışındaki hiçbir korku gerçek değil. Yani o bir düşünce. Ve bu düşünce bende var. Yani gerçekten mesela inceledim. Toplumun önünde konuşma korkusunun arkasında reddedilme korkusu var. Ve toplumun tarafından reddedilme ölüm korkusundan daha büyük. Yani yaygınlığa baktığında ölüm korkusundan daha yaygın elimizde toplumun önünde konuşma ve reddedilme korkusu var.
Bu yüzden de ne yapmam gerekiyordu? İşte toplumun önünde konuşmam gerekiyordu. Demek ki alo Faruk. Şimdi ben de sen de ben korkum var dikçe sen de çıta yarattırıyorsun. Bugün kamera karşısındayız. Ama şöyle bir detay var abi bak.
Ben bunu seninle ilk tanıştığımız günde etiket olarak sana yapıştırdım. Nedir bu? Umut abi çok iyi konuşuyor. Ve Umut abiyi bırakırsan saatlerce konuşuyor. Hatta dedim ki ya dedim belki uykusunda bile rüyasında bile konuşuyordur belki bu derece. O yüzden abi senin aslında böyle bir korkun yok belki de.
Belki de bu korkuyu sen yaratmış da olabilirsin. Bugünkü konulardan bir tanesi de tabi bugün konular değil ama girmek istediğimiz konulardan bir tanesi de korku aslında. Yüzdeyüz katılıyorum da korkuyu şöyle anlamda ben yaratımı zaten kabul ediyorum. Ve korkunun düşünce olduğunu da kabul ediyorum. Ve bunda aslında yüzleştiğim şey de bu. Şimdi bu niye korku bir sonuçta?
Hani dijital pazarlamada dediğim gibi bu birçok alanda gördüğümüz korku aslında bir anlamda firmaların da kaderini değiştiriyor. Şimdi ben neden paylaşıma önemli bir şey istiyorum? Çünkü ben bu duyguyu yaşadım. Bu duyguyu çok iyi tanıyorum. Bu deneyimi de yaşadım seninle ve bu deneyimin gerçekten bu duyguyu nasıl yok ettiğini de gördüm. Şimdi neden burada özellikle paylaşıyorum, neden buradayım, neden bunu yapıyoruz?
Aslında biz duyguyu paylaşıyoruz. Bak düşünceleri istediğimiz kadar paylaşabiliriz. Çünkü düşünce sadece ihtiyacı olana gidiyor. Ya sen bugün evet podcastlerini takip ettiğimde işte dijital pazarlamalarında markanın biliniliğini anlamında yaptığım bütün teknikler çok değerli. Ama kime? İhtiyacı olana.
Düşünce sadece ihtiyacı olana gidiyor. Ama duygu ihtiyacı olan değil. Biz benzeşiyoruz. Aynı duyguya sahip bir ne olacak insan var. Ben biliyorum benim gibi birçok insan bu korkuya sahip. Şimdi bu duyguyu da birbirimizi anlıyoruz.
Biz ben bu duyguyu tanıyorum. Yani evet bu toplu konuda konuştuğumdaki o heyecanı artık biliyorum korku değil heyecana dönüşüyor. Bu güzel bir şey. Birçok insan da bu duyguyu yaşıyor. Şimdi ne oldu? Senin deneyimlerinde.
Ben deneyimleri aldığım zaman, modellediğim zaman ne oldu? Duygudan kurtuldum. Artık deneyimi de paylaşıyorum. O yüzden diyorum ki evet bende böyle bir korku vardı. Böyle bir duygu. Biz duygu, duygudaşız.
Böyle bir deneyime tanık oldum. Bu deneyim böyle bir duyguyu aslında sorunu çözdü. Bak deneyimi de paylaşıyoruz. Bu herkeste en azından ilişim kurabileceğimiz bir duygu. Onun dışında düşünce çok kıymetli. Ama kime?
İhtiyacı olana. Evet. Abi gelelim bugünkü bölüme. Bugünkü bölümde karakterleri konuşmak istiyorum seninle. Şimdi konu tabii senle biz bir araya geldiğimizde NLP'ye de kayıyor ister istemez. Zaten NLP.
NLP nedir? Neurolinguistik Programming. Bizi ilk defa dinleyenler ya da NLP'yi ilk defa duyanlar için. Türkçesi dil bilimi programlaması. Şimdi bu tarafa biz seninle bu konuyla alakalı yan yana geldiğimizde sabaha kadar konuşuruz. Ama pazarlamanın dışına da çıkarız.
Bugün ama bunu biraz çerçevelemek istiyorum. Zaten senin gönderdiğin dokümanlara istinaden ben sana bir doküman attım. Attığım bütün dokümanları pazarlamayla çerçevelemiş bir haliyle gönderdim. Yani onu çerçevelemesek abi. İnsan ilişkilerine gireriz, karı koca ilişkilerine gireriz. Gireriz de gireriz yani insan psikolojisi her yerde.
Şimdi bugünkü karakterleri konuşalım, insan karakterlerini konuşalım. Bunu neden önemsiyorum ve neden pazarlama ile ilişkilendiriyorum? Şimdi bütün markalar reklam çıkıyor. Ve çıkarken de her reklamı aynı kişiye gösteriyorlar. Bu arada hedef kitle terimi var pazarlamada. Doğru hedef kitleyi planlayıp doğru bir şekilde reklam çıkma olayı var.
Ama hedef kitle analizinde karakter analizi diye bir şey yok. Google diyor ki sana cinsiyeti nedir, yaşı nedir? İlgi alanları nedir? Bak karaktere dair bir seçenek çıkmıyor. Biz peki karakter analizini nasıl yapacağız burada? Markaları olarak.
Bir ikisi ürünümüzü kullanan tüketicilerle iletişime geçerek ya da onları analizleyerek ya da anlamaya çalışarak bir şekilde karakter analizi yapabiliriz. Bugün seninle dört tane ana büyük karakter üzerine konuşalım. Bu karakterler markalarla nasıl ilişkilendirilir? Bir karaktere atıyorum mesela ilk konuşmak istediğim karakter seninle. Sen de uygun görürsen dost karakteri. Eğlenceliyle başlayalım.
Şöyle bir şey, biraz önce söylediği şey çok kıymetli, şu anlamda kıymetli. Biz psikolojiden besleniyoruz. Sonuçta ben kalsife mezuzdum ve psikoloji sosyoloji eğitimi aldım. Ve bunun birçok aslında başarı hikayesi, başarı kimliğinin oluşmasında aslında bunları beni çok besledi. Şimdi ben firmalara danışmanlık yapıyorum, bireysel danışmanlık da yapıyorum. Bu tekniği çok kullanıyorum.
Şimdi karakterler aslında şöyle bir şey düşün. İnsan. Geçen de aslında podcast dediğim gibi firma ne? İnsanın yarattığı bir şey. İnsan zaten o da bir insan demeklerini taşıyor. Şimdi karakterler şöyle, arketip dediğimiz aslında karakterler.
Kimliği bilmekle alakalı. Şimdi önce ben sordum ilk insana, danışan da olsun, firma olsun, sen kimsin sorusunu soralım. Şimdi bu sen kimsin sorusunun çok basit ama aslında çok derin bir soru. Çünkü gerçekten kim olduğunu bilmiyor. Firma da kim olduğunu bilmiyor. Marka da kim olduğunu bilmiyor.
İnsan da kim olduğunu bilmiyor. Şimdi sen İngilizce konuşuyorsan, kendi İngilizceyi en iyi ifade edersin. Ama sen İngilizce konuşurken gidip Arapça konuşan pazarda ürünü satmazsın. Satar san da resan savunmuştur. Yani şansları satarsın. Büyüyemezsin.
Böyle bir kariyer planı çizemezsin. İlk önce şunu kabul et. Sen İngilizce konuşuyorsun. Ve kendine en rahat ifade edeceğin şey İngilizce konuşan pazarlardır. Şimdi sen kimsin aslında karakterlerinin bir yansımasıdır. Şimdi biz kim olduğumuzu bilmiyoruz.
Şimdi arketip dediğimiz şey. Arke aslında Yunancadır. Arke temel demektir. Tip kaşe demektir. Yani temel kaşe. Sen bu dünyaya gelirken bir kaşeyle geliyorsun.
Böyle gönderiyorlar. Tamam mı? Bu temel kaşeyini de ben görüyorum. Sen de gör istiyorum. Şimdi ben bu arketipleri mesela işte arketip yani tip diye kabul et. Aslında mitolojide görüyorsun.
Efsane de görüyorsun. Televizyonda görüyorsun. Bu arada buraya bir ürgül koyacağım abi. Arketip hayvanı diyorlar ya mesela. Arketip hayvanı nedir senin? Onunla bağlantılı mı bu?
Tabii tabii. Arketip de hayvanı. Her şey bak. Arketip dediğin tip. Şimdi dedim ki bu arketip kelimesini Jung bize kazandırmış. Jung'tan sonra da aslında biz bildiğimiz tipleri tanılamaya başladık.
Yani bugün dediğim gibi televizyonda gördüğün hikayelerde, romanlarda gördüğün bütün tipleri tanıyorsun. O tipleri tanıdık. Şimdi bunu Neil çok güzel yapmış. Neil mesela bir kitap yazdı. Ve bu bildiğimiz birçok arketipi dört tane ana karakter olarak özetledi. Dört karakter ne?
Aslında bütün bu arketiplerin özeti. Şimdi bunu biliyorsan artık ilk tanıştığın insanın kim olduğunu sen biliyorsun. O bilin ne olsa bile. Bu arada seninle bunu ilk konuştuğumuzda dedim ki ya bu bilgiye herkes sahip olmalı. Çünkü hayatımızda seçtiğimiz eşte bile bunu kullanabiliriz. Ve şu soruyu sorabiliriz.
Şu anda doğru bir kişiyle miyim değil miyim? Ya da bunu tekrar pazarlamaya koyalım. Şu an doğru bir yerde mi çalışıyorum? Yoksa yanlış bir yerde mi çalışıyorum? Çünkü yaptığın işle de ilişkili bu. Karakter temsili.
Yani senin kim olduğuna alakalı. Şimdi sen kim olduğunu bilirsen ona göre dediğim gibi o bilinçaltında ya da dünya ne istiyor muyorsan iş hayatında, markalarda artık önün aydınlanmış oluyor. Yani yolunu görebiliyorsun. Diğerinde gözün kapalı aslında yolunu bulmaya çalışıyorsun. Şimdi buradaki en iyi hikaye kim olduğuna alakalı.
Dediğim gibi burada hani karakterle dediğimiz dört tane karakter var. Dört karakterler ilerisinde iki şeye odaklanıyoruz. İlişkiler. İletişimde iki tane ana karakterimiz var. Bir insanla ilişime girdiğinde merhaba dediğinde tanıştığında iki kişi konuşur.
Ya baba konuşur, ya ebedi çocuk konuşur. Şimdi nasıl tanıyacağız? Başka bir, yani diyorum alt açılımları çok fazla. Ama ana açılım şu, konuşan baba mı, konuşan ebedi çocuk mu? Nasıl tanıyacağız? Baba, kritik kelimesi sorumluluktur.
Hemen sorumlulukta tanırsın. Yani ne der? Sorumluluk alan. Yani baba hemen aklına getirir. Sorumluluk alır, işte de sorumluluk alır, hayatta da sorumluluk alır. Bu baba karakteridir. Ana karakterinin kelimesi sorumluluk.
Bunun bir de kadın versiyonu anne. O da sorumluluk alır. Yani annedir. Çocuğuna bakar, eve bakar, komşuya bakar, hasta olan kadına bakar, evcil hayvanlara bakar, çiçeklere bakar. Yani sorumluluklarını alır. Biz buna anne diyoruz.
Yani bir erkek versiyonu, tabii kendi işine ayrım olsa da biz özetlemek için söylüyorum. Baba var, anne var. Bu nedir? İletişim bak, ilişki, iletişim olarak konuşuyoruz. İnsan iletişiminde iki karakterimiz var. Ya babasındır, ya annesindir.
Nereden tanıyoruz? Aldığın sorumluluklardan. Sorumluluk alırsın. İş hayatında da öyledir. Mesela toplantıda bu benim sorumluluğum değil. İşte onun sorumluluğu, kimin sorumluluğu diyorsa bu baba.
Kendin olduğunu bilmiyor olabilir. Ama sen bil, o bir baba. O sorumluluk onun. Hemen kelimeyi de yakalarsın onu. Hani bu pratik çözümler için söylüyorum size. Ebedi çocuğa geldiğinde ne var orada?
Abi o da bu dünyaya yeni deneyim için gelmiş. Yeni bir şey istiyor. Yeni bir deneyim için geldi dünyaya. Deneyecek, yeniden, sıkılır. O yüzden orada ne var? Eğlence var.
Yani yaratım orada. Sanat orada. Edebiyat orada. Müzik orada. Peki bu karakterler belirli bir yaştan sonra değişiyor mu? Yani belirli bir yaşa kadar bir karakter.
Sonrasında bir başka karakter şeklinde mi oluyor? Şimdi ona sonra detay alacağım. İlk önce hani ben dedim ki hani doğa dalmasın diye ilk önce ilişkileri görmek. Yani görürsen daha rahat hissedersin kendini. Çünkü ilişkide ilk gördüğün kişi kiminle? Yani ben Faruk'u tanıtmak için ilk önce Faruk'un kim olduğunu bilmek zorundayım.
İlk önce senin arketipini bulmaya çalışıyorum. Nereden bulmaya çalışıyorum? Sen konuşurken. Peki şuna geri dönelim. Şimdi dost ve ebedi çocukta biz şunu diyebilir miyiz? Burada deneyim odaklı bir pazarlama var.
Dost ve ebedi çocukta. Bu bölümdeki yani bu karaktere sahip insanlar deneyim istiyorlar. Ve özgünlük istiyorlar. Burada eğlence temalı bir karakter var diyebilir miyiz? Kesinlikle yani bir dostu tanımak için yapacağın tek şey yeni olan yerde bulursun. Deneyimde bulursun.
Ya bugün bu tür bütün özel sektörde ya da bütün hayatlarında baktığımda yeni bir şey varsa o bize kazandıran arketip dost ya da ebedi çocuk. Ebedi çocuk erkek versiyonudur, dost kadın versiyonudur. Yani bir anneyi düşünün, çocuğuna bakan bir anne düşün. Annesi çocuğun sonunu alır ama dost ne yapar? O çocukla arkadaş olur. Yani mesela doğumda görürsün mesela dost sayar kadın hemen makaj yapar.
İki aylık çocuğuyla gezmeye gider, dünyaya dolaşır. Bunu yeni bir deneyim çünkü onun için. Bunu dost yapar. Ebedi çocuk her gün yeni beste yapar. Yeni müzik çıkarır, yeni video izler. Ona kazanmak için yeni deneyim ister senden.
İş hayatında da öyledir. Tasarımcı, ebedi çocukla dost olmak zorunda. İnfluencerlar mesela. Sosyal medyada niye takip ediyoruz? Onlar yeni bir deneyim kazanıyor bize. Bu ülkeye gittiklerinde yeni bir deneyim bizi ne yapıyor?
Onu takip ediyoruz. Çünkü eğleniyoruz. Bir de ben bu konuyu araştırdığımda bazı temel başlıklar çıkarttım. Dedim ki o zaman dostlara ve ebedi çocuk karakterine sahip olanlara biz pazarlama karşılığı verecek olursak pazarlama tarafından bunlara kampanyayı değil hikayeyi anlatmamız gerekiyor. Bir hikaye oluşturmamız gerekiyor. Birinci unsurumuz yani birinci temel metremiz.
İkinci temel metremizde de bak şöyle bir ürün var değil de ürünün arkasındaki deneyimi anlatmamız gerekiyor. Şimdi bu dört ana arketipi ilk önce oturtmamız gerekiyor kim olduklarında. Eğer bunu oturtabilirsek alt açılımlarını çok rahat mesela modelleyebilirsin. Yani bunu ben ne yapıyorum mesela günlük hayatımda? Bir arketipi oluştururuz zaman artık onu eşleştirebiliyorum. Burçlar gibi düşün yani hani Burçlar da aslında bütün temel aynı mantıkla gelir.
Yani özetliyorsun. Şimdi biz ilişkiler dediğimizde bir yerde ilişki ise müşteri ilişkisinde müşteri ilişkisi diyorum iletişim konuşuyoruz. Ya babasın ya ebedi çocuksundur. Yani eğer babaysan bir firma ne yapar? Sorumluluk vaat eder. Şimdi sorumluluk neyi üretiyor baba?
Güven. O firmaya güven duyuyorsun. O firma sana güven veriyor. Çünkü risk almaz o firma. Ne vaat ettiyse onu yapar. Kalitedir orası.
O baba diyoruz. Firmanın o yüzden baba karakteri bizim için neydi? Baba sorumluluk alır. Firma sorumluluk aldı. Marka sorumluluk aldı. Sorumluluk sahibi marka diyoruz.
Ne yarattı bize güven. O markaya güveniyoruz. O firmaya güveniyoruz. O şahsa güveniyoruz. İletişimde eğer pazarlamacımız dost karakterse yeni bir deneyim vaat ediyor. Bu ürün sadece sende var diyor.
Bunu sadece sen ne yaptın? Seni özel kıldın. Özgür ve bağımsız kıldın. Sen bu deneyimi... Benzerlikçiler de değil. Bak şöyle bir şey.
Enalp'inden alırsan. Benzerlikçi babadır. Çünkü benzer şeyleri güven vaat eder. Sen aynı mesela tatil bölgesine giderler. Orada yazlık alırlar. Okey.
Güven verirler. Benzerlikçiler. Yani daha çok oraya çekilebilirler. Farklıkçı evet. %100 ebedi çocuk ve dostancı ver. Çünkü o sıkılır.
O tasarımcıdır. O yeni bir şey ister. Yeni bir deneyim ister. Yeni bir şey vaat eder. Yeni bir tasarım yapar. O zaman şunu diyebiliriz.
Bu senenin trendi bu ürün dersek... Süper. Dost ve ebedi çocukları yakalamış olursun. Onlarla iletişime geçtin bak. Onlar seni gördüler. Yani sen bugün yeni bir deneyim.
Mesela sen yeni bir podcast'in çöküyor. Bu neydi? İlk çekecek kişi oraya ebedi çocukla dostlardı. Çünkü eğlence vaat ediyorsun. Özgürlük vaat ediyorsun. Yeni bir deneyim vaat ediyorsun.
Yani sıkıcı değilsin. Eğlenmek için sana ihtiyaçları var. Ne oldu? Ebedi çocuklar seninle iletişime geçti. O marka artık bir şey çıkardıysa bu marka yeni bir ürün. Bu yeni bir deneyim.
Heyecan verir olmadan. Heyecan ebedi çocukta. Ama güven istiyorsan hay burada. Şimdi bu ilişki. Şimdi bu ilişkide dediğimiz gibi iki tane tipimiz var. Hare tipimiz var.
Ya babayız ya ebedi çocuk. Bir de yaşama alınan tavırda. Orada tamam. Artık burada insan yok. Burada yaşam var. Burada ya savaşçısındır ya filozofsındır.
Şimdi buralara yavaş yavaş geçelim. Çünkü aslında hepsi birbiriyle bağlantılı bu karakterlerin. İstersen bundan sonra şu Amazon'la savaşçı karakterine gidelim. Tamam mesela savaşçıya geldik. Bu yaşamına bak şöyle her zaman. Türkiye'de bence birçok insanın karakteri bu yapıda.
Aslında sen savaşçı olduğu için o yapıyı görüyorsun. O da olabilir. Çünkü neden? İnsan ancak kendi filtresindeki insanları görebiliyor. Şimdi sen de olsa iyi ya o tabi daha sonra da anlayacağım detaylarını hani iyi midir kötü müdür diye. Çünkü bunlarda iyi kötü yok.
Bu sadece farklı insanlarız. Yani bir baba kötü değil. Bir ebedi çocuk kötü değil. Farklı insanlar. Yani burada iyi kötü yok. Savaşçıya geldiğin zaman da savaşçı neydi?
Başarıydı kim değil. Bu dünyaya başarmak için gelmiş. Burada notlarımı da açıyorum. Bir şeyi kaçırmak istemiyorum seninle. Başarı mesela savaşçı değil mi? Bu yaşam bak.
Birisi ilişki biri yaşam. Yaşamda iki tavrım var yaşam mücadelesinde. Yaşam yaşarken. Ya savaşçısındır ya filozofsundur. Savaşçı neydi? Başarı.
Ben kimliği var? Başarı kimliği var bununla. Yani o başarıyı niye istiyor? Değişim için istiyor. O bir şeyi değiştirmek için geldi bu dünyaya. Peki.
Bak normalde insan ilişkilerinde neydi? Deneyim vardı. Burada değişim var. O bir şeyi değiştirecek. Değiştirici zaman ne oluyor? Ben yaptım diyecek.
Yani savaşçıyı yakalarken şöyle yakalarsın. Mesela sabah işe geliyor ya bir savaşçıyı yakalamak için. Trafik tıkalıydı. Şuradan bir yol buldum geldim. Çözüm üretildi. Tıkanıklığı aşacak.
Yani orada performans var. Sana onu anlatacak. Ya da örnek veriyorum savaşçıyı nerede yakalarsın? Sana bir başarıyı kanıtlarıyla anlatır. Sayı verir. Der ki işte ben, benim markam şu kadar izleyiciye ulaştı.
Örnek veriyorum. Ya da bak fiyatta mesela agresiftir. Rekabet var çünkü o rekabet için geldi dünyaya. Bak en pahalı olan ürünle, en ucuz ürünle savaşçıdır. Çünkü rakiptir. Aşacaktır o engeli.
Şimdi benim gözlemlediğim, tabii biz, ben şimdi Jokek Dijital Pazarlama SEO Ajansı'nı yönetiyorum. Elimizde de hali hazırda güzel müşteriler var. Ben büyük müşterilerle toplantı yaptığımda şunu gözlemledim. Bu karakterleri yöneticilere de bağlaştırıyorum. Yani karakterler eşittir. Yöneticilerin de bir karakteri var.
Ve şunu gördüm. Karar vericiler, beyaz yakalarda karar vericiler ağırlıklı olarak savaşçılar. Gerçekten. Yani adamın günün sonunda baktığı şey şu. Biz ne kazandık? Ne harcadık?
Ne kazandık? Kazanalım, başaralım, savaşalım. Hep böyle. Sayı istiyor. Evet, sayı istiyorlar. Rakamlarla konuşmak istiyorlar.
Evet, rakamlarla konuşan savaşçılar. Bak, hepsi öyle değil ama. Bütün firmalar savaşçı değil. Şurada şu analizi yapmaya çalışıyorum. Henüz karar veremedim. Tabii bu böyle 10 ya da 20 firma ile yapılabilecek bir analiz değil.
Belki ileride seninle böyle bir çalışma yaparız. Şirket yöneticilerinin karakter analizini yapıp, başarılı şirketler, orta ölçekte başarılı şirketler ve başarısız şirketler, üç kategori yapıp, bu şirketlerin yöneticilerindeki karakter analizi yaparak, hangi karakterdeki yöneticiler daha başarılı belki bulabiliriz. Burada ölçümleme, mesela istatistikler ve bilgiler çok değerli.
Kimin için? Savaşçılar için, savaşçı firmalar için. Bak, hep bak elimize 4 tane firma karakteri var. Şimdi bugün rekabetçi firmaları çok rahat tanıyabilirsin. Yani her sektörde vardır. A101'de rekabetçidir.
Migros'de rekabetçidir. Yani şöyle bir fiyat, değil mi? Fiyat konuşuyoruz. Bende kanıt var. Ben en ucuz firmayım diyor. İşte biraz daha pahalı bir sektörde en pahalıyım diyor.
Ya da rekabetli olan sektörden. Biz en iyisi yazıyor. Bu kadar işte mağazamız var diyor mesela bir tanesi. Ya bu kadar kullanıcımız var diyor. İnflansör diyor ki bu kadar takipçim var diyor. Bak, sayı veriyor.
Hemen anlıyoruz, burada savaşçı var. Evet. Şimdi savaşçı bir masaya oturduğunda senden kanıt ister. Yani ona hava anlatma diyor. Bana masa anlatma diyor. Ne sattın diyor.
Biraz önce dedin, ne yaptın diyor. Hemen bana rakam istiyor diyorsun. Bu savaşçı özel. Bu firmanın özelliği. Bana sayılarla gel diyor. Hedef koyar.
Tutturdum mu tutturmadım mı? Bir de şunu yapıyorum. Mesela müşteri toplantısına giriyoruz. Potansiyel müşteri adayı. Henüz çalışmaya karar vermedik. O da vermeli, biz de vermedik.
Ben önce bir karakter analizi yapıyorum. Bu karakteri tespit ettikten sonra eğer ki bu savaşçıysa %90 savaşçı oluyor. Sunuma girerken toplantıda başarı hikayeleriyle başlıyorum. Case study. Abi savaşçılar bayılıyor case study'ye.
Case study görmek istiyorlar. Yani bunu aslında her sektörde kullanabiliriz. Ben bunu pazarlama tarafında kullanıyorum. Ama al bunu başka bir sektöre koy. Değil mi? Yani sonuçta karakteri tespit ettikten sonra
o karaktere uygun donelerle gidersem kazanamama gibi bir durumu yok. Bir savaşçıyla mesela ben müşteri temsiline giderken ilk önce bir kere ben pazarlama amacımı savaşçıdan seçerim. Bir kere savaşçı, bak ölene kadar savaşır. Bir kere savaşçıyla savaşmak istemem. Çünkü ölene kadar savaşır.
Bak ya ölecek ya öldürecek. Ya bugün kavgaya giderken bak şöyle bir şey. Hani tabii filozofu da anlatmak lazım karşı tarafında. Lütfen abi sen bir de filozofsun bu arada. Evet şimdi mesela onu anlatayım belki o daha yerine oturacak anlamayanlar için. Savaşçı ne dedik?
Başarı odaklı. Bu dünya ne dedik? Değişim için gelmiş. Burada şöyle bir şey yapalım mı abi? Şu dört karakteri bir sayalım mı? Evet bak şimdi şöyle bir şey düşünün.
Bir baba var bir de karşısında ebedi çocuk var. Erkek versiyonu olarak konuşuyorum. Bir anne var bir de dost var. Bunlar ilişki, iletişimde yani insan ilişkilerinde konuşuyoruz sadece bu iki ana karakterleri. Yaşama karşı bakış açığında yaşamla ilgili deneyimlerinde yaşamda da savaşçımız var ve karşısında filozofumuz var. Savaşçı ne yapar?
Başarı. Bu değiştirmek için gelmiş ve elinde kanıtlar var. Yani sayı istiyor. O yüzden biz hemen karakteri anlamak için ne yapıyoruz? Kulandığı kelime ne? Başarı.
Ben kimliyim? İkincisi değişim ister. Üçüncüsü bunun kanıtlarını da yani sayılar ister. Karşısında filozof var. Filozoftaki kritik kelimemiz ne? Anlam.
Bu da soru soru var. Anlam onun için nedir? Değerdir. Burada değer var, hikaye var. Zaten her şey onlarda neden sorusuyla. Yani bir filozof mesela toplantıdasın.
İş yerindesin ya da müşteriyle berbersin. Şimdi müşteri deyin ki kritik sorularını hemen oradan yakalıyorsun. Yani pratik olarak. Biri sorumluluktan bahsediyor. Bu sizin firmanın sorumluluydu. Baba var.
Hemen yakaladı. Kere karakteri özetle. İngilizce konuşuyor. Karşısında dedi ki ya bu seyahate gideceksiniz ama niçin gidiyorsunuz? Ya da işte bu firmayla anlaşacağız ama neden anlaşacağız? Eninde filozof var.
Neden sizle çalışmak zorundayız Faruk Bey dediğinde? Eninde filozof var. Peki referansınız nedir dediğinde? Eninde savaşçı var. Bana donever diyor yani. Sen kimlerle çalıştın?
Bunlara neler yaptın? Bana sayılarla söyle. Benim cirom nereden nereye girecek? Karlığım nasıl artacak? Eninde savaşçı var. Karşımdaki bir savaşçı.
Fransızca konuşuyor. Sen ona sorumlulukları anlatamazsın. Ben bu firmaya sorumluluk. Derek şey der ya. Buraya şey yani cazip gelmez. Çekim anlamına çıktın yani.
O toplantı bitti. Ebedi çocukta da yeni bir şey ne vaat ediyorsun? Zaten bunda bizde var zaten. Siz bize yeni ne vaat ediyorsunuz? Karşımda ebedi çocuk var. Yani ne konuşuyor?
İspanıca konuşuyor. Yani sen istediğin kadar İngilizce anlat anlamıyor seni. Ona yeni bir şey söylüyor. Diyorsun ki yeni bir ürün geldi. Yeni bir şey yapıyoruz biz. İşte piyazda olmayan bir ürün çıkardık.
Onu kaparsın. Yani en azından o dili konuşuyorsun artık. İletişim başladı. Diğerinde iletişim yok. Bugün sosyal hayatta da ben bunu kullanıyorum danışanlarda. Bak bir şöyle kavgaya gidiyor ya.
Kavga hep örnek vereceğim. Savaşçı kavgaya gider adamı döverken sonra biz bu adamı niye döviyorduk diye. Bu örneği geçen gün de varmıştı. Çok gülmüştü ya. Yani fil filozofik önce anlatacaksın. Şimdi biz nerede pazarlamada kullanıyoruz?
Burada sen filozof. Ben savaşçı. Böyle çok güzel bir birleşim oldu. Olması gereken bu bu denge. Şimdi biz mesela neyiz? Yengi gibi.
Evet evet. Bak ben mesela diyorum ki savaşçı başarı ister ama anlamsız başarı hiçbir şey ifade etmez. Mesela ben dedim ki pazarlamacıyı ki savaşçıdan seçmek isterim. Şimdi savaşçıyı ben pazara gönderiyorum. Değil mi? Ürün satmaya, ürün satmaya.
Bak nereye gittiğini bilmez. Anlamını sen söyleyeceksin. Neresi olduğunu. Hangi ürün satacağını filozof söyleyecek. Anlam onun işi. Aslında bu bilgi insan kaynakları departmanı için de çok gerekli bir bilgi.
Yani işe eleman alırken ya da o pozisyonu doldururken o kişinin karakter analizini ortaya çıkarıp pozisyon ya da bölüm için uygun mu değil mi? Analizlemek lazım. Peki Umut abi bunu normalde bölümlerin hep sonunda yapıyoruz ama araya şunu da sıkıştıralım istiyorum. Umut Vural olarak sen firmalara bu karakterlik konusuna danışmanlık veriyor musun? Tabii ki. Nasıl veriyorsun?
Şimdi bak firmalarda şöyle bir sıkıntı var. Bu da özellikle birçok firma sahibine aslında bakması gereken bir yer. Şimdi ben danışmanlık yapıyorum. Bireysel danışmanlık ve konusal danışmanlık yapıyorum. Şimdi benim ilk yaptığım bir şey oturduğum firma sahibinden içerideki çaycısına kadar karakter analizi yapıyorum. Bak eğer çaycı, savaşçıysa herkes de sorun çıkarır.
Onun sana gelme sebebi ne oluyor? Orayı da bir anlatalım abi. Firma sana geliyor ya nasıl geliyor? Nasıl bir taleple geliyor? Firma ben sonuçta ben iraca danışmanıyım. Yani ben satış ve pazarlama da iyi bir deneyime sahibim.
Ayrıca sonuçta satışını artırmak için geliyorlar. Hani bunun için ya da insan kaynaklarındaki iletişimi sağlamak için. Aslında yapıda bir bozukluk var mı? Sen bir reçete çıkarıyorsun. Tabii. İçerideki yapıda bir bozukluk varsa işte yöneticiden çaycıya kadar bir analizleyip, gözlemleyip, bir reçete çıkarıp,
sunuyorsun aslında iyileştirme seçenekleriyle. Tabii tabii mesela mesela geldiğinde ben aslında bireysel danışmanlıkta da ilk yaptığım şey karşımda kimin oturduğunu bilmek. Hangi dili kullanıyor? Firmanın da ilk önce karakterini yapıyorum. Mesela dediğim gibi bak ülkelerde biri bunu kullanabilirsin. Bu firma ilk önce savaşçı mı?
Patron savaşçıysa firma da savaşçı. Şimdi savaşçıysa biz ne yapıyoruz? İlk önce savaşçı olduğunu biliyoruz. Şimdi adamın pazarlamaçısı filozof. İkini olmaya çalışıyor. Kovuldu.
Kovuldu bitti. İkinci toplantıda data vermezse kovuldu. Ya da sorumluluk almaya çalışıyor, firma yönetmeye çalışıyor. Kovuldu. Evet. Ya da yeni şeyler yapıyor, satılmayan ürünler yapıyor, tasarım yapıyor.
Kovuldu. Ve sonuçta başarısız. Çünkü kötü bir savaşçı. Şimdi burada şunu kabul etmeniz lazım. Biz arketipte şuna bakıyoruz. Güçlü ve zayıf arketip yazıyoruz.
Şimdi bir baba sorumluluk alması okey. Ama ne alması gerekiyordu? Yeni deneyimler için ebedi çocuğa ihtiyacı var. Çünkü o yeni bir ürün sunacak. O tasarım yapacak. Eğer güçlü bir baba istiyorsan biz diyoruz ki git karşı arketipten olumlu özellik al.
Neydi olumlu özelliği ebedi çocuğun? Yeniydi. Deneyimdi. Eğlenceyi de. Yani gerçekten bir arketip sadece sonluk alıyorsa çok katı, sert, disiplinli bir firmaya dönüşüyor ve kimse orada var olamıyor. Eğlence yok.
Yeni deneyim yok. Sıkılırsın. İlişkilerde de öyledir mesela. Bir babayla ebedi çocuk anlaşamaz. Endesonu da ya ayrılır ya aldatılırlar. Kesinlikle.
O yüzden burada sistem şu. Git diyoruz buradan eğlence al. Bu arada mesela ilişkilere de biraz girelim istiyorum. İnsanlar 40'ın da 45'ın da 50'sinde bile hatta bazıları diyor ki ya bu diyor. Benim tanıdığım insan değil. Başka birine dönüştü diyor.
Orada karakter değişimine mi uğruyor o kişi? Tabii. Şimdi bak şöyle bir şey. Biraz önceki olayı toparlamak için söyleyecek olursak. Çünkü insanda da ben firmada da aynı şeyi hissediyorum. Şimdi sen bugün çok güzel bilgiler veriyorsun.
Yani ben firmaya da danışmanlık yapıyorum. Şimdi bu bilgiler kime değerli? Dinleyene. İşitene değil. Şimdi burada birçok ses alıyoruz. Kameradan ses geliyor, dışarıdan araba ses geliyor.
Bak birçok bir şey işitiyoruz. Her kulağı olan dinlemin. İkisi için senin konuştuğun bilgi sonuçta sen anladın, hazmettin bilgiyi. Birine aktaracaksın, anlatacaksın. Kime? Dinleyene.
Birçok insan işitiyor ama dinlemiyor. Tabii. Onu da hiçbir şey yapamazsın. Bu zaten günümüzün en büyük problemi. Bir, hızlı tüketim. İki, dinlemek yok.
Evet. Yani adamlar dinlemiyor. Dinlemiyorsa anlatmıyorsun. Evet. Şimdi firmalara da geliyorum aynı şekilde. Ben firmalara da özellikle firmalarda hani en büyük yapılan hatalar.
Yani firmalara da ilk koyduğum analizlerim ki arketiplerini anladın. Firma savaşçı, arketip olalım. İkincisi, iletişimde bilgiyi dinlemiyor. İki, işi devretmiyor. Şimdi ben ikinci ek olarak yapıyorum onu. Sen bir şey biliyorsun.
Birini öğreteceksin. Diyorsun ki ben bu elemanı istiyorum. Ya da bu elemanı hani öğretin. Ya da bu elemana devredin. Okey ben devrediyorum. O devre alabilir mi?
Neden? İsteyene devredebilirsin. İstediğine değil. Şimdi firmalarda en büyük yapılan hata şu. Biz arketipini anladık arkadaşın. Savaşçı.
Şimdi diyor ki ben örnek veriyorum. Muhasebeyi savaşçıya veriyorum. Okey. Patladı. Çünkü muhasebede kimin olması gerekiyor? Babanın olması lazım.
Sonluk alma. Ya da kimin olması lazım? Filozofun en azından neden nişin bu? Nereden harcandı diye soru sorsun. Tabii. Adam gidiyor geziyor geliyor.
Tamam mı? Şimdi adam diyor ki bunla devredeceğim. Şimdi bir kere savaşçı muhasebede olmak istemez. O çünkü savaşmak için geldi. Orada ölür. Çünkü başarı kimliği yok.
Yani her gün sayılara bakıyor. Onun sayıları kendi yaratması lazım. Şimdi ne oluyor? Burada önemli bir şey bak. İstediğinizde değil. İsteyene devredebilirsiniz.
Aile firmanda daha mesela büyük sıkıntı bu. Aile firmanı diyor ki ben çocuğuma devredeceğim. Devredemezsin. İstiyor mu? Şimdi ne yapıyor biliyor musun? Eğer devredersen istemeyene ne oluyor?
Onun işini sen yapıyorsun. Bu sefer sen çöküyorsun. Evet. Çünkü istemeyenin işini yaparsan onun işini sen yaparsın. Ya da en kötüsü sen başarı kimliğin yok. İşte sen sonuçta başarı kimliğin olmadan bir eleman işe aldın ve o çok iyi bir savaşçı.
Ona bağımlı olursun. Ya bugün o artık şahıs firması. Levitet firması değil. O şahıs ölürse firma ölür. O işten ayrılırsa firma ölür. O yüzden başarı kimliği çok değerli.
Devrettiğin kişinin özellikle yöneticilerin mesela çok dikkat etmesi gereken şey bu. Ben başarı kimliğini elde ettiğim zaman yönetici olabilirim. Çünkü bu işi biliyorum. Ben ilaçlati biliyorum, dışlati biliyorum, danışmanlığı biliyorum. Ben çok rahat bu işi devredebilirim. Kime?
İsteyene. İstediğime değil. Eğer firma, mesela işte dediğim aile firmalarında baba başarmış. Başarı kimliği var. Kime devretmek istiyor? Çocuğuna.
Olmuyor. Ve bunu görmek için önüne kadar çalışıyor. Çünkü durduğu zaman. Bölü şirketlerde var Türkiye'de. Tabii tabii ben çok tanıklıyorum. Mesela diyor ki, örnek veriyorum adam yönetici.
Başarı kimliği yok yönetici. Evet. Ne yapıyor biliyor musun? Bağımlı oluyor elemanla. Ya da çok sevdiği bir arkadaşını o işe getirmiş. Onun işini o yapıyor.
Ve buradan olmaz. Çünkü konfor alanına girdiniz. Konfor alan neydi biz geçen podcast dedik? Ölüm alan. Sizin yeniye ihtiyacınız var. Tabii.
Ve bu yüzden birçok firma bu yüzden ölüyor. Yani o yüzden ben her zaman söylediğim bir şey var. Bilgiyi anlatacaksam, dinleyelim. Hani birçok dinleyici ulaşır. Kime? Biz diyoruz ki bak sen dinle, dinlemiyor.
Bu bilgi benim hayatımı değiştirdi. Sizin de hayatınızı değiştirebilir. Ama bunun için siz adım atacaksınız. Ben diyorum ki bak sana anlatıyorum, dinlemiyor. Ama diğeri dinlemek istiyor ama ulaşamıyor. Ve bu podcastler hiç beklemez insanlar bizi dinliyor.
Evet. O yüzden bilgi dinleyene değerli. İşte ne değil ki? Tabii. Ben iş yerine de şunu söylüyorum. Aktarmak istediğiniz insana sorun.
Sen gerçekten bunu istiyorsun. Evet. Bunu sormuyorsanız onun işini yaparsınız, tükenirsiniz. O yüzden kıymetli yaptığın podcastler çok önemli. Bak ben hiç olmayacak yerde bilgilerimi senden alabiliyorum. Bugün bir podcast çekiyorsun ve dijital, ben sonuçta bireyim.
Bunu firmalarda yaşıyorum. Firmaların da aslında sana aleme taşınıyor. Yani bu artık bu yeni bir dünya, yeni bir gerçeklik. Ama bunun bilgisinin sende var. Biz kimden almalıyız bu bilgiyi? Senden kim?
Sen anlattığınızdan bilgiyi ben seni dinlerim. Çünkü ona ihtiyacım var. Burada hem bilgiyi veriyorsun, hem duyguyu paylaşıyoruz, hem deneylerimizi aktarıyoruz. Tabii. O yüzden kıymetli. Bu normalde ben hep işte Google Ads'i, Meta Ads'i, TikTok'u hep böyle reklam panelleri,
reklam raporlarının yorumlanması ve işte eğitimlere yönelik bol içerikli bir podcastler hazırladım. Seninle birlikte dedim ki, hatta senden önceki bölümlerde bir iki psikolojiye dair psikolojiyi ve NLP'yi de kattım bu bölümlere. İnsanlar bayıldı. Hatta YouTube'da çok güzel yorumlar da yapılır. Dediler ki ya biraz daha psikolojiyle alakalı, NLP ile alakalı pazarlama bölümleri çekseniz çok güzel olur diye. Sonra ardına seninle bir sohbetimiz oldu.
Ya dedim Umut abi senle de bir bölüm yapalım. NLP'yi katalım, insan bedeninin üç katmanını konuşalım. Bunların firmalara, markalara nasıl etkisi olduğunu konuşalım dedim. Son okunu karakterlere geldi. Karakterler çok derin. Yani burada bütün karakterlerin hepsinin bambaşka özellikleri var.
Ve bu her yere uygulanabiliyor. İşin güzel kısmı bu. Aslında biz bu bölümde sadece pazarlamayla ilişkilendirmiyorum ben burayı. Tamam ara ara çerçeveler koyuyorum. Diyorum ki Umut abi bunu pazarlamada nasıl kullanırız? Çerçeveyi koyuyorum ama hayatımızın her anında biz bu karakterlerle karşılaşıyoruz, yaşıyoruz.
Ve bunlar bizim anamız, babamız, ablamız, kardeşimiz, eşimiz, çocuğumuz, yöneticimiz ya da yönettiğimiz insanlar ya da ülke başkanları değil mi? Her yerdeler. Ve biz bu karakterleri iyi analiz edersek geleceği de görebiliriz. Kahin olmaya gerek yok. Ben doğru yolda mıyım, yanlış yolda mıyım? Bunu da görebilirim en azından.
Ve hep şunu, biz istemeyi çok seviyoruz abi. Çok kazanalım değil mi? En çok istediğimiz şey. Ama sen doğru işi mi yapıyorsun? Ya da doğru yolda mısın? Bunu bilmeden direkt istemeye odaklanıyoruz.
O yüzden dinlemek çok değerli. Çok güzel bir kavram. Burayı yakaladın, bu da beni çok mutlu etti. Geçin ki bak mesela diyorum ya bir podcast, bir konu mesela başlık atıyorsun değil mi? İhtiyacı olan şey onu dinler. İhtiyacın var çünkü o bilgiye.
Mesela bir podcastine baktığımda birçok podcastine es geçiyorum ama bir tane kelime takılıyorum orada. Çünkü ona ihtiyacım var. Çekiyor beni. O bilgiyi istiyorum. Ve seni dinliyorum. Senin haberin yok ama.
Ya bak diyorum ya sen sonuçta belki yani hedeflediğin kitle başka bir kitleydi. Bu arada seni yakaladığım bölümde beynin katmanları, limbik sistem orada çektim seni abi. Ben çok iyi biliyorum orayı. Evet evet. Ondan önceki bölümlerde yoktun. Mesela en son çektiğim bölümde de çok iyi gün çekti.
Eğer bir yer. Mesela orada sanal gerçekliği. Çünkü ben şöyle diyorum. Bak bu dünya sanal gerçekliğe taşınıyor. Şimdi bu sanal gerçekliği aslında biz hazırlık yapıyoruz burada sen köprü oluyorsun bana. Sonuçta evet ben bireyde başladım.
Ailede başladım. Sonra firmaya döndüğü hikaye. Çünkü firmada insanların olduğu yer. Aynı psikoloji var orada. İnsanlar konuşuyor yani. İnsanlar konuştuğu şey firmalar konuşuyor.
Bugün bak devlet bile çok enteresan. Savaşçı devlet kim? Amerika savaşçı bir yer zaten. Almanya baba güven veriyor. Bak bugün eğlence hayata nereye gidiyorsun? Tayland'a gidiyorsun.
Tayland'a gidiyorsun değil mi? Doğru. Şimdi filozof için nereye gidersin? Tibet'e gidiyorsun. Tibet'e gidiyorsun. Yani bak şehirlere gel.
Kadıköy'e eğleneye gidersin. Belki filozofa Arabistan'a da katabiliriz. Arabistan'a da bak. Şehirlere de bak. Mesela Konya bizde filozof. Evet Konya mesela değil mi?
Bu arada bak hani kişilerden bahsettik ama düşün ülkelere, şehirlere, oralara bile karakter konulabiliyor. Evet senin bir paketinde bahsettin mi bak her sempleri enerjisi var. Cinsiyeti var. Bugün Kadıköy gerçekten eğlenecek. Gerçekten şişti mesela ya da sanayi bölgeleri, savaşların yedi. Bak al bu bilgiye emlak sektörüne yapıştır abi.
Bitti. Yeni bir proje çıktı şu an. Süper ama ben diyorum bak bunu bilirseniz. Bak ben diyorum ya her zaman yani Yungo o yüzden takdir ederim. Bilinçaltında sana ışık vermiş. Şimdi bu bilgiler neyi işimize veriyor?
Işık. Şimdi ben hiçbir zaman pazarlamadan korkmam. İlk yapmam gereken şey ilk önce o pazarlamacıyı kendi karakteriyle tanıştırmak. Yani şimdi sen bak şöyle bir şey diyeceğim insanların en büyük yaşa da şeyi. Sen bir fasulye ağacısın. Ama toplum, ailen.
Örneğin seni gül ağacı olarak büyüttü. Sen diken koyuyorsun, kendi saçını boyuyorsun. Sen bir fasulye ağacısın. Evet. Yani fasulye ağacı olduğunu kabul edersen fasulye ağacı olarak potansiyelini hayata geçirirsin. Şimdi çocuklarda da öyle oluyor mesela ben hani bireyse danışmalıkta.
Çocuk savaşçı. Anne elinde karakter var. Baba karakteri düşün. Sorunlu diye doktora göre o sorunlu değil. Elinde savaşçı var. O bir sorun değil.
O potansiyel. Sen çocuğu ne yapmaya çalışıyorsun? Sorunlu kalmaya çalışıyorsun. Olmaz. Ya da elinde bir dost var. Dostların en büyük özelliği sorunlu kalmazlar.
Yani odalarına girmezsin bak. Ama orada bir yaratım var. Orada yeni deneyim var. Orada bir eğlence var. Sen ne yapıyorsun? Durmadan odanı topla.
Şunu yap. Düzenli ol. Öldürüyorsun aslında. Fasulye ağacını, gül ağacını çevirmeye çalışıyorsun. Tabii ki onun güçlü olması için ne gerekli vardır? Karşı taraftan onun özellik alması lazım.
Ama onun potansiyelini öldürmeyeceksin. Onu öğreteceksin. Bugün ben bir savaşçıya gerçekten bir savaşa gittiğinde bak filozofa ihtiyacı var ne biliyor musun? Çünkü ya ölecek ya öldürülecek. Uyarman gerekiyor. Bak adamı öldürüyorsun.
Ya da uyarman gerekiyor. Bak ölüyorsun. Çekmen lazım. İşte o yüzden padişahların yanında da hep bir vezirler vardı abi. Padişah savaşçı ama yanında ne var? Danışan.
Danışan. Bak mesela ben savaşçıyı çok ikisini neden birlikte görmek isteriz? Mesela bir savaşçının arkasında danışan olmak zorunda. Her zaman danışan olmak zorunda. Bugün hangi başarılı savaşçıya gidersen arkasında bir danışan vardır. Danışan ona yolu gösterir.
Savaş gider savaşır. Doğru yerde savaşır. Çünkü potansiyeli yanlış yerde yıpratmazsın. Şimdi ilk kim indirilir? Danışanlar indirilir. Savaşçının işi nedir?
Danışanı korur. O yüzden her bakarsın birçok eski danışanlar savaşçılar tarafından korur. Onun en değerlidir çünkü. O bilgi değerli. O bilgi vermezler. Bak bugün biz bilgi peşindeyiz.
Bilgi değerli. Amerika bunu biliyor. Bütün zeka insanları, zeki insanları oraya çekiyor. O bilginin değerini biliyor. O bilgi koyuyor bak. Yani savaşçıyı ne zaman kendi anlam bulur?
Anlamla. Baba ya da sorumluluk ne zaman olur? Yeni deneyimlerle sorumluluklar gelişir. O yüzden bunlar birlikte olan şeyler. O yüzden birlikte düşüneceğiz. O yüzden bir savaşçının anlama ihtiyacı var.
Mesela anlamında savaşa ihtiyacı var. Mesela örneklerim ben filozofum. Ben neden özel sektördeyim? Benim savaşa ihtiyacım var. Ben o yüzden özel sektördeyim. Yoksa beni bırak.
Çayım ver. Kahve, kitabım ver. Ben bütün gün kalırım. Böyle ölür gülerim yani. Bu kadar tabii olayı şey yapmayalım abi. Yani hani bundan da ötesine ihtiyaç var sende.
Ve benim senden beklediğim bir şey var. Bu bölümde bu da ortaya çıkacak. Abi bununla alakalı çok güzel bir kitap yazabilirsin. Bence. Karakterlerle alakalı. Bunu hem iş hayatına, hem bireysel hayatlara,
hem de ülkelere, şehirlere, her yere bunu konumlandırabiliriz. Sonuçta bu dört tane ana karakteri değil. Ve kural dışı yerimizden çıktı. Kadın erkeklerine salmışlar karakterimiz değil. O bana bir vizyon verdi. Şimdi o bilgiyi aldım.
Ben sentezledim ve bunu başka bir alanda kullandım. Yani yorum yaptım. Şimdi yeni bir deneyim de çok heyecanlı. Şimdi durup anlatmak keserini yaptım. O yüzden değerli. Şimdi durup birini anlatıyoruz değil mi?
Bu özveri. Yani bir kitap yazmak için her gün gerçekten insanlar iki saat, üç saat, dört saat klavye başında kalıyorlar. Yeni deneyimlerden mahrum kalıyorlar. Bu çok ciddi bir özveri. Yani yaptıklarımız ya da kitap yazanlar.
O yüzden buradan saygıyla anlıyorum. Ya onlar olmasalardı biz burgiye sahip değildik. O yüzden kitap yazmak, bak bir podcast çekmek gibi gördüm ben. Hani podcast'a ne kadar emek verdiğini de gördüm. Gerçekten zahmetli işler.
Büyük bir özveri bu. O yüzden değerli. Biz oturuyoruz ve bir podcast dinliyoruz işte 15-20 dakika. Ama onun arkasındaki emeği görmüyoruz. Çünkü yapmak zorunda değilsin. Yeni deneyiminden kendimi mahrum edip
sadece insanlara bir şey anlatmak için aslında özveride bulunuyorsun. O yüzden ben yani her türlü hani bu bilgiyi aktaran insanlara saygı duyuyorum. Çok değerliler ve onlar sayesinde aslında biz bu hayattan keyif alıyoruz ve deneyimlemeye devam ediyoruz. Çok güzel abi. Bir de şeyi de konuşalım. Sonra yavaş yavaş toparlayalım istiyorum.
Her gün Twitter'da bir yazı paylaşıyorsun sen. Bundan da hani kitaptan geldik buraya şimdi bunu da anlatacağım. Twitter'da bir şey paylaşıyorsun ve bunu Instagram'da da paylaşıyorsun hikaye olarak. Ve orada bir aktarımda bulunmak istiyorsun aslında. Bazen kendi deneyimlerini yazıyorsun. Bazen kitaplardaki alıntıları yazıyorsun.
Bazen sadece senin sözcüklerinden, kelimelerinden oluşan cümleler yazıyorsun ve paylaşıyorsun. Buradaki ilham ne abi sende? Ve bunu her gün yapıyorsun. Şimdi onu özellikle yaptım. Şu o da seninle ilk konuştuğumuzda olduğu görünür olmakla ilgili. Şimdi ben neydi dediğimi, benim hikayem neydi?
Toplum tarafında hani reddedilme ya da toplum önünde konuşma heyecanına yüzleşmekte korkuyla. Şimdi ben sosyal medyayı şöyle görüyorum. Sosyal medya birçok insan da bunu paylaşıyor. Bende de varsa büyük ihtimalle birçok insan da da vardır. Onay mekanizması. Şimdi ben dedim ki ben her gün bir şey paylaşacağım.
Ve ben bir kitap okuyorum. Ve kitabı kapattığım zaman aklımda kalanlarla ilgili kendi cümlelerimle bir yorum yapıyorum. Sentezliyorum. Ve bunu paylaşmaya kaybederdim. Paylaşırken tek bir şeye dikkat ettim. Beyniye bakmıyorum.
İzlenme oranına bakmıyorum. Çünkü ben paylaşmış olmak için paylaşıyorum. Ve dedim ki kendime böyle bir yüz mesela paylaşım yapacağım. Ve bunu artık alışkanlık yapacağım. Yani bunu artık bedenim düşünceye alışmış olacak. Görünür olma düşüncesine.
Hikaye şu anlamda bakıyor. Ben mesela sosyal medya kullanıcısı olarak, hatta birçok insanda da görüyorum bunu. Onay mekanizması olarak beyinlere bakıyorlar. Ve ciddi bir şekilde orada mutlu olan insanlar var. Hep herkes mutlu. Hayır orada herkes mutlu değil.
O gerçek değil. Şimdi normalde bir araştırma var. Zaten mutlu pozu verenler ortalamadan daha mutsuz. Çünkü niye mutlu pozu koyuyorsun? İşte mutluluk onayı arıyorsun. Çünkü mutsuzsun, fotoğrafa bakınca mutlu olduğunu düşünüyorsun.
Duygularından kaçıyorsun. Şimdi sosyal medya aslında arkadaşlarımızla paylaştığımız bir alan. Yani albümümüzü paylaştığımız bir yer. Eğer ben okumaktan keyif almadığım, izlemekten keyif almadığım için videoyu sosyal medyamda paylaşmıyorum. Çünkü ben albüm gibi, ben sana bir şey gösteriyorsam onu izlemekten ben de keyif alıyorum. Senin çektiğiniz podcastı dinlerken ben de dinliyorum ya bu arada yani.
Ondan keyif alıyorum. O yüzden birininle paylaştığım zaman keyif aldığım bir şeyi paylaşıyorum. Bunda da ben kendim sosyal medyayı kullanırken bu bakışıyla yaptığımda evet ben bir şey paylaşıyorum. Ve paylaşmış olmak için paylaşıyorum ve buna kendimi alıştırdım. Bunu özellikle yaptım. Ve bir yerden sonra gerçekten de hani şey gibi ben bir daha geri dönüyorum.
Bununla ilgili ben bir şey yazmıştım deyip ona bakıyorum. İlk önce kendimi pesliyorum. Bu anlamda böyle bir strateji yaptım. Bana da iyi geldi. Harika. Abi çok değerli bilgiler aktardım.
Bilgiler verdin demiyorum. Aktardım. İkisi arasında da çok güzel ayrım var abi. Teşekkür ediyorum. Toparlayacak olursak bu dört tane karakteri pazarlamayla da ilişkilendirdik. Toparlayacak olursak neler söylemek istersin?
Ben de şöyle bir notlarıma göz atayım. Kaçırdığımız bir alan var mı? Bölüm var mı diye. Ben şöyle bir şey istiyorum. Ben dedim ki sonuçta arketipleri danışanlıkta da firmalarda çok yoğun kullanıyorum. Ve birçok insanın bundan acı çektiğini de biliyorum.
İlk yapmanız gereken şey kendi öz kimliğinizi yani arketipinizi bulmak. Kullandığınız dili bilmek. Ve karşınıza ilk önce oturduğunuz insanın belli kritik kelimelerle bilmiyor olabilirsiniz. Sonuçta hani dediğim çok detaylı bunların testleri var. Hani arketipini bulmak için başka belki bir atölyenin konusu olabilir bu. Çok kritik kelimelere bakın.
Çünkü deyin ki siz İngilizce konuşuyorsunuz ilişkilerde bile. Karşı taraf Fransızca konuşuyor. Bak birçok boşanma davasının altında bunlar yatıyor. Çünkü özetleyecek olursak belki arketipi genel olarak hani ilişkilere de uyarlayacak olacak. Şöyle bakın. Elimizde ilişkilerde iki arketip var.
Bir elimizde baba arketipi var. Bir de elimizde ebedi çocuk var. Kadın versiyonuydu. Anne ile dostu. Burada kritik kelime şu. Sorumluluk.
Yani hiyerarşi. Sorumluluk dediğinde sen babaya da anneyi yakalayacaksın. Ebedi çocuk dostrada neydi? Yeni deneyim, eğlence vardı orada. Durmadan yeni. Burası risk alır.
Burası risk almaz. Ayrımı oradan alırsın. Yaşamda da iki tane arketipim var. Biri savaşçı. Bunun kimliği, başarı kimliği. Burada neyi yapıyordu?
Değişimi vaat ediyordu. Burada kanıt istiyordu, sayı istiyordu. Karşısında kim var? Filozof var. Bunun kritik kelimesi neydi? Anlamdı.
Bu ne yapıyordu? Soru soruyordu. Buradan değer üretiyordu. Bunlar bir denge. Hepsi var. Ama en baskın ikisi sende var.
Şimdi hikaye şu. En baskını nasıl yakalayacaksın? En çok kullandığın kelimeler seni sen yapan arketiptir. Şimdi burada biraz önce sorduğun soru önemli. Şimdi bir baba, örnek örüm, ortamda 70 yıl yaşıyoruz. İlk 35 yılında bir arketip yaşıyoruz.
İkinci 35 yılında başka bir arketip yaşıyoruz. Buna radikal konvorjim, radikal değişim diyoruz. Şimdi sen örnek veriyorum. 35'e kadar bir arketiple geliyorsun. Babaysan, yani ilişkilerde babaysan, yaşam kısmına geçiyorsun. Savaşçı ya da filozof oluyorsun.
Bu arada ben mesela kendimde bu analizi yaptığımda kesinlikle dostum abi yani. Eğlence 35'e kadar belki hatta 30'a kadar sonrasında şu araya bir şey girdi. Onu hissettim. 2-3 yıl bir filozof girdi abi. Kamplara gittik, şalvarlar giydik. 2-3 yıl filozof sonra savaşçıya geri döndü.
Baba eğer dosttan almazsa çok gergin, sinirli, katı, çekilmez bir adam olur. Sıkıcı olur yani. Ne yapıyoruz? Diyoruz ki git ondan onun özellik al. Çünkü adam çok diktatör olur. Ebedi çocuğa diyoruz ki bak sen çok güzel yapıyorsun.
Mesela oyuncular ebedi çocuk değil mi? Sanatçılar, bütün bu tasarımcılar. Sorumluluk alması lazım. Diyoruz babadan onun özellik al. Yani sorumluluk al. Niye?
Güçlü bir ebedi çocuk ol diye. Ya da güçlü bir dost ol diye. Savaşçıya ne diyorduk? Git filozoftan anlamam. Ne için savaştığını alma. Ne için güçlü bir savaşçı ol.
Filozofa ne diyoruz? Git savaş. Yani bu çocukla başarı al. Olumlu özelliklerini al. Ne yapıyorsun? Güçlü bir filozof oluyorsun.
Şimdi ilk 35 hikayesinde ortama 75'e yaşıyorsun. İlk 35'te birini yaşıyorsun ilişkilerde. Sonra ikincisine geçiyorsun. Bak hepsi var ama baskın olanlar değişmiyor. Yani sen bu dünyaya baba ve savaşçılar gelmişsen her zaman baskın olan baba ve çocuk var elinde. 3 ve 4 diğerleri var ama bu kadar baskın değiller.
Oradan olumlu özellik alıyorsun o yüzden. Şimdi sen ilk 35'inde ebeli çocuk yaşamışsan artık 35'ten kalktığından sonra başarılı kimliğe ihtiyacın var. O yüzden bu alandasın. Diyor ki artık buraya geldi sıra. Abi çok teşekkür ederim tekrardan. Çok güzel bilgileri aktardın.
Dinleyiciler ya da artık izleyiciler diyeceğim. Sana ulaşmak isterlerse ne yapmalılar? Biraz da bunları bize anlat. Biraz da bunları bize anlat. Sonra noktayı koyalım. Gayet uzun, gayet güzel akışta bir video çektik.
Umutural.com web sayfasından ulaşabilirler. Zaten o sayfayı da senin vesileyle açmıştık. Normalde o programı çektiğimizde benim sitem yoktu. Orada Faruk girebilirim sayesinde site kurduk. Onda biraz zaman buldukça oraya da eğiliyorum. Bir eser danışmanına devam ediyorum.
Firma danışmanına devam ediyorum. Ayrıca yaşam alaca atölyesi var. Orada devam ediyoruz. Orada da birçok aslında insana alan açıyoruz. Çünkü biz de yeni deneyimleri aslında onlardan öğreniyoruz. O anlamda benim filozof yanımı da besliyor orası.
Değişim oluyor orada. Çünkü insanlar geliyor yeni şeyler öğreniyoruz. O alanları hem besleniyoruz hem beslemeye devam ediyoruz. Harika. Ağzına sağlık tekrardan. Ben teşekkür ederim Faruk.
Çok keyifliydi. Teşekkür ederim. Benim için de öyle. Evet arkadaşlar. Bu haftaki videocast bölümümüzde sevgili Umut abiyle karakterler üzerine konuştuk. Çok güzel bir videoydu umarım beğenmişsinizdir.
Beğeninizi, yorumunuzu ve paylaşmanızı bekliyorum. Kendinize çok iyi bakın. Bir sonraki hafta yeni bir bölümle tekrardan görüşmek üzere. Hoşçakalın. Bay bay.
Yeni bölümleri kaçırmayın
Her Çarşamba yeni bölüm - Spotify ve Apple Podcasts’ten takip edin ya da bültene abone olun.
