Faruk Toprak
#64 · Podcast

The Three Layers of the Body and Hidden Dynamics That Shape Sales in Marketing with Guest Umut Vural

Faruk Toprak
Faruk Toprak · 22 min
Share
The Three Layers of the Body and Hidden Dynamics That Shape Sales in Marketing with Guest Umut Vural
0:000:00

In this episode with guest Umut Vural, we explore the three layers of the human body and examine marketing from a different perspective. Moving beyond dashboard panels, buttons, and metrics, we discuss what actually happens in your body, emotions, and mind when you watch an advertisement.

We progress through the three layers of the body: the physical body, the emotional body, and the mental body.

On the physical layer, we discuss how every detail—from the comfort of a chair in a store to ambient temperature, scent, color palette, visuals on your website, and page flow—triggers the reptilian brain. We provide examples explaining the bodily responses behind feeling at home while visiting a house or leaving a shoe store empty-handed despite needing shoes.

In the emotional body, we address how a brand's story, the founder's stance, internal team communication, and the language you use fill the company's emotional space. By referring to human resources as human energy, we discuss how communication between departments directly reflects on customer relationships and how unresolved emotional knots inside the organization sabotage sales and marketing processes.

In the mental body, goals, strategies, and narrative come into play. We debate whether a company has a clear vision for the coming year or if everyone is just trying to get through each day. We discuss how companies that treat comfort zones as silent death zones and fail to generate targets gradually disappear from the market.

Umut Vural doesn't just explain these three layers theoretically. With years of export experience, work with major brands, and expertise in NLP and psychology, he shares field examples. When entering a firm, he first reads that company like a body: fluctuations in production are physical blockages, conflicts between departments are emotional blockages, and lack of targets are mental blockages. We then discuss applicable solutions for each.

Another aspect of the episode is the digital age and artificial intelligence perspective. We discuss how experience and expertise are increasingly being converted to code thanks to ChatGPT and algorithms, yet the one thing artificial intelligence cannot do is feel. However, we also discuss how our emotions can be directed through content flow—meaning AI cannot generate feelings but can shape them. For this reason, we emphasize that companies now understanding their own body, emotion, and mind is not a luxury but a necessity.

This episode offers powerful insights especially for manufacturers involved in or planning exports, managers looking to transform marketing and sales teams, and brand owners wanting to redesign store or website experiences according to the three layers of the human body. If you're tired of looking at marketing only through dashboard screens and want to understand the human side more deeply, this conversation will benefit you.

At the end of the episode, we also share how to reach Umut. For more information and consulting, you can contact him at umutvural.com.

On the Digital Marketing in Turkey podcast, my aim is to bring together people, bodies, emotions, minds, and digital tools at the same table. In this episode, with my dear friend Umut Vural, we address marketing not merely as a sales tool but as a field that transforms individuals and companies as a whole.

For suggestions and advertising collaborations, you can reach me at faruk@joykek.com or on Instagram at faruktoprakx.

Episode transcript

(3760 words, Turkish)

Automatically generated from the audio; may contain minor spelling or punctuation errors.

Bugün sana biraz farklı bir yerden bakmak istiyorum. Bir ürün satın alırken aslında neye dokunuyoruz hiç düşünüyor musunuz? Ya da ekranda gördüğünüz bir reklam sadece zihninize mi hitap ediyor, yoksa o görüntüyle birlikte kalbinde bir his, bedeninde bir tepkime oluşuyor. İşte insan bedeninin pazarlamada 3 katmanı tam da burada devreye giriyor. İlk katman fiziksel beden.

Gördüğün, dokunduğun, hissettiğin şeyler, renkler, dokular, ses tonları. Bunlar sadece bir markayı beğenmekle değil, hissetmekle başlatan duygular diye düşünüyorum. İkinci katmanımız duygusal beden. Burada markanın hikayesi, samimiyeti, güveni devreye giriyor bu katmanda. Üçüncü katmanı ise zihinsel bedel yani rasyonel tarafımız. Bu bana fayda sağlıyor mu diye sorduğumuz yerler.

Ama pazarlamanın sihri bu 3 katman sekron olduğunda ortaya çıkıyor. Yani bir reklam hem bedenimizi etkiliyorsa, hem duygumuzu etkiliyorsa, hem de zihnimizi ikna ediyorsa, işte o zaman sadece satın alma olmuyor, aidiyet duygusu doğuyor. Bu hafta yanımda bu 3 katman konusunda kendisini geliştirmiş olan sevgili dostum Umut abim Umut Vural şu anda yanımda, yıllardır markaların duygusal kimliğini, enerjisini ve hatta frekansını bile analiz eden özel bir bakış açısına sahip kendisi. Onunla birlikte şunları konuşacağız.

Bir markanın sadece logoyla değil, titreşimiyle ve tabii ki de enerjisiyle nasıl satış yaptığını konuşacağız ve örneklerini de paylaşacak. Umut abi hoş geldin programa. Hoş bulduk sağ olasın Faruk. Aslında ben de sürekli dinlediğim bir sesin konu olmak benim için de çok heyecanlı. Çünkü uzundur ben sesini takip ediyorum ve ses tonunu çok beğeniyorum, ses rengini de. Özellikle ilgilendiğim konuları senden dinlemek çok daha keyifli.

Her fırsata dinliyorum. Özellikle dijital pazarlama benim de ilgi duyduğum bir alan. Ben de iş insanıyım. Dijital firmam var. İhracat yapıyorum. Aktif pazarlamanın içindeyim.

Ayrıca danışmanlık firmam var. Orada da hem bireysel hem firmalara yönelik danışmanlık veriyorum. Dijital pazarlama aslında yeni bir çağ ve biz bu çağa uyumlanmaya çalışıyoruz. Şimdi biz işletmelerde şunu gördük en fazla. Bugüne kadar hep deneyim ve tecrübelerle geldik. Hatta bir insan ararken de her yerde görmüşsünüzdür.

İşte deneyimli ve tecrübeli insan aranıyor diye. CV'lerde de bu da şart konulurdu. Hani deneyimli ve tecrübeli olsun diye. Evet hatta derlerdi ki iki yıl deneyimi olsun, beş yıl deneyimi olsun vesaire vesaire. Yani tecrübe önemli bir kriterdi. Şimdi tabii biz buraya gelmeden önce Umut abiyle böyle bir çay kahve seansı yaptık.

Kayda girmeden önce abi dedik ne konuşalım. Hem spontane olsun hem de Umut abi geçen hafta işte bu üç katmandan bahsettiğimiz ben beynin diyorum ama Umut abi sürekli bedenin diyor. Bedenin üç katmanı. Biraz da hani en çok sanırım ilgini o çekti abi. O bölüm çekti.

Sonra da dedik ki hadi o zaman birlikte bir bölüm yapalım. Bu katmanı, bu üç katmanı konuşalım ve pazarlamayla bunu nasıl ilişkilendirebiliriz e geldi konu. Yani tecrübe dediğimiz şey, deneyim dediğimiz şey aslında uzun dönemde, zamandır sektörde var olan bir gerçeklikti. Ama şimdi bu chat GPT, algoritma ve dijital çağda açıkçası tecrübeler ve deneyimler artık algoritmalar tarafından deşifre edilmiş durumda.

Yani artık bu birçok bu tecrübe ve deneyimine güvenen birçok işletme ya da çalışan aslında var olma sancısı ve stresi yaşıyor. Şimdi peki biz burada ne yapacağız? Sonuçta chat GPT, algoritma yaşamda var artık gerçek ve bizden daha hızlılar ve daha ileride der. Bizim yapmamız gereken şey onlara uyumlanmak. Şimdi biz bedenini ne yapacağız?

Biz aslında kendi doğamıza geri dönmek zorundayız. Çünkü chat GPT'nin tek bir şey var, bedeni evet düşüncede kopyalabiliyor, davranışta taklit edebiliyor ama tek bir şey yapamıyor, hissedemiyor. Bu yüzden de insanın en azından bu dijital çağda kendi bedenini yeniden tanıması gerekiyor. Peki bir şey soracağım abi. Sence ileride nasıl olur bilmiyorum ama bir şekilde chat GPT ya da OpenAI ya da başka bir yapay zeka aracı

hissetme duygusunu yaşayabilir mi? Ya da bu duyguya sahip olabilir mi? Ne düşünüyorsun? Şimdi hissetme dediğimiz şey insana ait olarak hala duruyor. Hissedebileceğini düşünmüyorum ama ne yazık ki bizim hislerimizi belirleme gücüne sahip havalı. Bunu aktif olarak kullanıyor.

Doğru. Bravo. Şimdi normalde şöyle bir şey düşünüyorum. Aslında bedeni tanırsak yani sizin geçen podcastinde bahsettiğin gibi birçok aslında bu konuda bir ne yazık ki biraz uzaklaştık biz bedenimizi ve kendi hikayemize. Şimdi doğada üç tane hücre var. Bir iki tanesi bunun ölümsüz bir tanesi de ölümlü hücre.

Ölümsüz hücre dediğimiz kök hücre ölümsüz. Üreme hücresi ölümsüz. Beden hücresi ölümlü. Şimdi ölümsüzlüğü biraz daha açacak olursak şöyle bir şey düşünün fasulye gibi düşünün. Bir fasulye her zaman ölümsüzdür. Şimdi çünkü her zaman fasulye olma olasılığını taşır.

Siz ne zaman bu fasulyeyi alırsınız normal bir suyla ve sıcaklıkla buluştursanız hemen filizlenip kök verecektir. Hatta bunun için işte mesela tohumlar niye ölümsüz diyoruz işte istediğiniz kadar yiyin, ezin, yakın sonuçta fasulye hala fasulye olma potansiyelini taşır. Ölümsüzlükten kastım bu. Hatta bu yüzden de işte Belçika'da bütün tohumlar için hani saklanır uzun vadede kullanılmak için kıtlıkta. Bizde ata tohumları vardır bunlar da saklanır bunlar çünkü ölümsüzdür. Bizim de doğamızda dediğimiz gibi kök hücreler ve üreme hücreleri ölümsüzdür.

Beden de ölümlü hücre olduğu için üç kişinin aslında ortaklaşa yaptığı bir beden vardır elimizde. Şimdi bu beden dediğimiz ve geçen de aslında podcast'da bahsettiğim gibi beden dediğimiz şey aslında sürüngen beyin, ilkel beyin dediğimiz bir parça. Bu ölümlüdür. Yani başlangıcı var ve sonu vardır. Şimdi bu bedenin bir de kendi kullandığı sistem kendi ayrı bir bedeni vardır. Yani beyni vardır.

Bu beyne biz ilkel beyin diyoruz. Şimdi bunda kullandığı sistem sinir sistemi. Bu etki tepkiyle çalışıyor, reflekse çalışıyor. Şimdi bu sınırlı ve ölümlü olduğu için bu beden bu dünyayı tutmak için her şeyi yapıyor. Çünkü ölmeyeceksin kodu dışında hiçbir kodu tanımıyor. Şimdi normalde beden ne ister?

Fiziksel ihtiyaçlarını ister. Yani suyunu ister, yiyeceğini ister, barınağını ister, güvenliğini ister bir de cinsellik ister. Cinselliğini istiyor. Sonuçta soyunun devamı üremek ve çoğalmakla ilgili. Ne kadar çok fazla olasılık artarsa bu kadar bu dünyada kalmanın garantisini yaşıyor. O yüzden geçmişteki atalarımıza da baktığımda ilk önce su kenarlarına hemen yer yapmışlar.

Hemen yiyeceklerinin yiyecek bol olduğu yerlerde konaklamışlar. Hemen evlerini yapmışlar. Hemen de surlarla etrafını kapatmışlar ve hemen de eş bulup aslında çocuk yapmaya çalışmışlar. Şimdi biz sürüngen beyin, ilkel beynin tek amacı budur. Bunları hayata geçirdiği zaman aslında misyonu tamamlamış kabul ediyor. Şimdi burada günlüğümüz hayatıma da bakıyorsun aslında.

İnsanlar da aynı şeyi yapıyorlar. İşte normalde suyu buldukları zaman, yiyecekler garanti altında olduğu zaman, evlerini aldıkları zaman, güvenli bir isteğe geçtikleri zaman, bir de çocuk yapıp yani cinselliklerini yaşadıkları zaman aslında ilkel beyin bu dünyadaki misyonu tamamlamış oluyor. Hareket zorunluluğu kalmıyor onun için. Ama şimdi diğer ortakları var dedim ya biz bu sonuçta üç kişilik bir ortak bu yapı. Diğer ortaklar su koyuveriyorlar. Yani sonuçta orada bir iki ortak daha var.

Bu hangisi? Duygusal beyinle. Düşünsel beyin. Yani orada bir orta beynimiz, amigdila var. Bu duygusal beynimiz. Bir de üst beynin ön korteks dediğimiz düşünsel beynimiz var.

Bunlar da diğer ortaklar. Bunlar ölümsüz olmaları, bu dünyayı denemleyemeyecekleri anlamına gelmiyor. O yüzden ilkel beynine belli bir süre veriyorlar. Bu sorunları çözsün diye. Sonra oyuna onlar da katılmak istiyor. Şimdi duygusal beyni nereden tanırız?

Aslında bir beyin dünya gelişine bakın. Eğer bir bebek dünyaya geldiğinde dokunulmazsa ya hastalanıyor ya ölüyor. Çünkü bizim duygusal beyin tek referansı iletişim kurmak. İletişim kurarken de duy organlarını kullanıyor. Yani birini görmek, duymak, koklamak, tatmak aslında bizim amigdila dediğimiz duygusal beynin iletişim yöntemleri. Şimdi sevdiğiniz bir bebek olduğunu düşünün.

Bebeği ne yapıyorsunuz? Kokluyorsunuz, öpüyorsunuz, dokunuyorsunuz. Ve bebek sevdiğini hissediyor çünkü orada bir şey hissediyorsunuz. İşte sevgili ilişkilerine bakın aynı şekilde. Yani ona dokunmaktan vazgeçmiyorsunuz. Onu görmek iyi geliyor size.

Onu duymak iyi geliyor. Ona dokunmak, öpmek iyi geliyor. Bunun hepsi orta beyninizi besleyen iletişim unsurları. Yani duyu organları aslında duygumuzu besliyor. Onda kullandığı sistem sindirim sistemi enteresan. Mesela erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyor ya.

Aynı şey. Kadının kalbine giden yol da midesinden geçiyor. Çünkü sindirim sistemi aslında yine duyu organlarıyla ilgili olduğu için aslında aç olan mesela obosite de problemde en büyük şey aç olan bedenin değil duygularındır. O yüzden duygularını beslemen gerekiyor. Şimdi biz burada duygusal beyin ne dedi?

Ben dedi oyundayım, ben iletişim istiyorum dedi. Bu bizim aslında daha sonra pazarımda kullandığımız en önemli parametre olacak bizim için. Şimdi en son beyinde, üçüncü oyuncumuz da düşünsel beyin, ön korteks dediğimiz beyin. O da diyor ki ben kurgu yapacağım, ben hayal edeceğim, ben geleceği hayal edeceğim. O da oyuna böyle katılıyor. Şimdi bunların olması gereken sağlıklı bir insanda ne yapıyorsunuz?

Diyorsunuz ki ben gelecek yıl için bu hedeflerim var firma olarak. Ya da işte araba alacağım, ev alacağım, işte başarılı bir iş adamı olacağım, daha çok işte ürün satacağım, bu pazara mesela mal satacağım. Ne derseniz deyin bu bir kurgudur ve bu düşünsel beynin işidir. O ne yapıyor? Size bir kurgu yapıyor, bir sahne kuruyor.

Ve sahneyi kurduğu zaman aslında kurgusu olarak onu da kullandığı değil, kelimeler ve harfler. Yani şöyle düşünün, düşünsel beyin şöyle alabilirsiniz. Bir harf var, bir nöron diye kabul edin bunu. Bu harfler birleştiği zaman kelime oluyor, burada nöral bağlantı oluşuyor. Bu nöral bağlantı aslında dildir, bu da kullandığı kelime dil.

Yani dil sayesinde biz kurgu yapabiliriz, hayal kurabiliriz. Şimdi biz gelecek için bir hayal kurduk, kurgu yaptık, sahneyi hazırladık. İlk sahneye hazır olduğu zaman gelecek yöre bir yıl sonraki bir planımız var. Kurgumuzu yaptık. Hemen kimi çağırıyoruz? Amek Dila, yani duygusal beynini davet ediyoruz.

Gel diyoruz, bak böyle bir sahne yaptık. Geliyor, oturuyor ön koltuğa. Nasıl hissettiğini öğreniyoruz. Eğer iyi hissediyorsa, üç ortaktan ikisi bu projeyi onaylamış oluyor. O zaman sağlıklı bir bedende, bedende bu projeyi hayata geçmek için harekete geçiyor. Yani o zaman neyi kazanmış oluyorsunuz?

Sürüngen beyni, ilkel beyin hemen bu oyuna dahil olmuş oluyor, harekete geçiyor. Bu arada ister düşünsel beyinden girin, ister duygusal beyinden gir, istersen bedensel beyinden gir. Sonuçta bir projeyi hayata geçirdiği zaman sağlıklı bir bireyde diğer iki beyin bu projeyi eşlik edebilir. Örnek olarak her sabah kalktın, yürüyüş yapıyorsun, yoga yapıyorsun ya da belli alışkanlıklar geçiyor. Sonuçta bedenin kas hafızası var 21 gün. 21 gün boyunca biz bir şey yaptığımızda aslında sürüngen beyin bunu alışkanlık olarak alıyor.

Sabah yürüyüşlerini yapmaya başladın. Okey, ne hissediyorsun? İyi hissediyorsun. İki ortak okey. O zaman ne yapıyor düşünce? Hemen diyor ki kurgulayalım bunu her gün yapalım.

O zaman proje yapmaya başlıyor. O da oyuna katılmış oluyor. Tam tersi, duygusal beyin önderliğinden olur. Mesela aşık oldun, bak hemen iyi hissettin. Beden diyor ki hadi onun yanına gidelim. Sonra ne yapıyorsun?

Kurgu başlıyor ki hadi onunla evlenelim, hadi onunla daha çok zaman geçelim. Bu birisinin hangisi olduğu önemli değil. Birisi oyuna girerse diğer iki ortak takip eder eğer bir travma yoksa. O zaman pazarlamada da bunu üçünden birini yakalarsak diğer ikisini de aslında yakalamış olacağız bir şekilde gibi diyebiliriz. Şimdi burada pazarlamada, chat GPT'de ya da birçok algoritmada ya da birçok işte dijital sektörde, aslında bizim yaptığımız dijital pazarlamada, biz ne yazık ki düşünsel beyinle artık chat GPT tarafından deşifredilmiş durumda.

Yani o gerçekten algoritm olarak çok başarılı. Şimdi robotlarla da birçok aslında dedim ki tecrübe deneyimi konuştum ya, onların birçoğunda aslında tecrübe deneyimle aslında üretilir durumda. Bizim ihtiyacımız ne? Hissetmek. Yani biz bir proje yapacaksa, hedef koyacaksa sonuçta firmalar hedeflerle yönetilir.

Hedefler olduğu zaman aslında siz bir sahne kuruyorsunuz. İlk önce bu sahneye çalışanı inanması gerekiyor. İyi hissetmesi gerekiyor bu hedefleri verirken. Ona göre beden o satış için, o pazarlam için aksiyona geçiyor. Bunu tam tersine yaptığınızda da beden eğer belli bir alışkanlığı getirmişse, mesela bizim çalışmak, öz disiplin dediğimiz şey aslında alışkanlıklardır, bedenin alışkanlığıdır.

Şimdi biz mesela çalışanlara ne öneriyoruz? Öz disiplini nasıl yapıyoruz? Bunu alışkanlıklarını geliştiriyoruz. Çünkü beden alışkanlığı geliştirse, işte örneğin disiplin kazanmayı sabah, örneğin belli saatte gelmeyi, o saatte işe odaklanmayı öğretiyorsa, beden ne yapıyor?

Öz disiplinin sayesinde kendini iyi hissediyor. O zaman ne yapıyor? Bunu geliştirmek için hemen düşünsel kurgu başlıyor. Yaşam tıza, aslında firmalar bir nevi öznel kişiliklerdir. Onlar tüzer kişilikler, bir bireyidir. İnsan gibi davranır.

Onun da düşünceleri vardır. Onların da iyi hissettikleri durumlar vardır. Onların da harekete geçirecek bir zekalar, beyinleri vardır. Şimdi biz burada nasıl kullanacağız dijital pazarlamayı? Aslında duyguyu katarak. Çünkü ne dedik?

Aslında onun en zayıf tarafı neydi? Hissetmiyordu. Ama çok enteresan, güçlü bir tarafı var. Duyguları belirliyor. Örnek görüyorum, bir daire almaya gittin. Daireye gittiğinde, sonuçta şöyle bedenini iyi hissedecek ya, gittin.

Örnek bir daire gördün, koltuğa oturdun. Çok rahat bir koltuk, evinde gibi hissediyorsun. O çok güzel. Ne oldu? Hemen ilkel beynin kendini iyi hissetti. Beden çünkü tepkisini aldı.

Rahat bir koltuk dedi. Sonra oradan böyle bir de fırında bir şeyler yapmışlarsa, bir koku falan varsa, kendini anne kokusu aldın. Bir de görsel olarak, örneğin sıcak renkler kullanmışlarsa, eğer ortam da sıcaksa, ne oldu beden? Birinci ortak dedi ki, okey fiziksel tepkileri gördü.

Duyularını manipüle ettiler. Yani kendini iyi hissetti. Ne yaptın? Rasyonel beni ne yapacaktı eğer sağlıklıysa, buna eşlik edecek. Hemen diyor ki, hemen kredi çekelim, bu evi alalım. Ve çok ekstrem aslında rakamlara, hep satın alabilirsin.

Ne oldu? Beden okey dedi, duygu eşlik etti, düşünce de bunu rasyonize etti. Aslında biz şirketlerde de birçok kararımızı duygu sağlıyoruz. Sonra bu kararlarımızı rasyonize ediyoruz. Oradaki örnekteki gibi, sonra eğer rasyonel bir açıklama yaparken, zorlanabilirsin neden aldın o evi.

Tam tersi bir durumda, mesela ayakkabıya ihtiyacın var. Bir ayakkabıcıya gittin, ayakkabı mesela mağazalarına gittiğinde ne yapıyorsun? Traklar kullanıyorlar. Şimdi o trak sertse, beden ne oldu? Rahatsız oldu. Ne oldu?

Duygu iyi hissetmedi. Ne yapıyorsun? Pazarlık gücün artıyor. Aslında ihtiyacı olan bir ayakkabıyı almamak için pazarlık gücüyle oradan çıkıyorsun. Orada tam tersi aslında bir ayakkabı mağazası, rahat bir koltuk koysa, büyük ihtimalle satışlarını çok ciddi anlamda arttırabilir.

Burada ne öğreniyoruz aslında? Bedende nerede girdiğin önemli değil, duyguların manipüle edilebilir. O yüzden burada her türlü firmanın, sonuçta bu dijital pazarlamada, bu elimizde bir gücü, ya biz bunu etkin kullanacağız, ya bunun en azından pasif bir noktasında kalacağız. Yani etkin kullanamayacağız.

Bu anlamda insanların yapması gereken şey şu, bedenimize uyumlanmayı öğretiyoruz aslında biz danışmanlıklarda. Firmalarda aynı şekilde bedenin bir kopyası olarak aynı uyumu öğretiyoruz. Neden? Dijital çağda, bu çağda sadece uyumlu olan beyinler başarı gösterebilir. Ve firmalarda, aynı neuronlar dediğimiz bir sistem var biliyorsun,

aslında firmalar kişilerin aynasıdır. O yüzden uyumlu olan beyinler firmanın da kaderini değiştiriyor. Bu yüzden de aslında dijital çağda rekabet etmemiz gereken bir çağ değil, uyumlanmamız gereken bir çağ. Çok doğru, çok doğru abi. Yani rekabet etmemiz gerekmiyor bu çağda.

Aksine uyumlanmamız gerekiyor ki başarılı olalım. Peki Umut abi, şimdi sen çok güzel anlattın. Bedenin katmanlarına girdik. Üç katmanı da detaylı anlattın. Örneklendirdin de. Şimdi Umut abi, biz bu bilgileri nerede kullanacağız?

Biraz da nerede kullanacağımıza dair bize biraz yol göster istiyorum. Fiziksel olabilir, online satış olabilir, offline satış olabilir. Bir de firmalara ne gibi hizmetler sağlıyorsun? Bu bilgilerini nasıl kullanıyorsun pazarlama tarafında, satış tarafında? Şimdi ben biliyorum, bildiğim için de aslında bu bilgilerini bizimle paylaş istediğim için de bugün burada podcast'ta konuk oldun.

Ama biraz da insanlar tanısın istiyorum abi. Bütün soruları arda arda sordum. Evet teşekkür ederim, sağ olasın. Şimdi ben dediğim gibi benim danışmanlık firmam var. Bu danışmanlık firmam... Dur, önce örneklere girelim abi.

Biraz örnek verebilir misin beden katmanları? Şimdi biz bedende, mesela bir firmaya gittiğimde benim gördüğüm şey ilk önce firmanın bir tahlilini çıkarıyoruz. Yani bir analizini yapıyoruz bu firma. Nerede tıkanmış? Duygusal beyinde mi tıkanmış? Yani firma arasında, firma iç iletişiminde problemleri var mı?

Beden dedim tıkanmış. Yani alışkanlıklar firmaya katma değer sağlıyor mu? Düşünsel beyinde mi tıkanmış? Ya bu firmanın hedefleri var mı? Şimdi bu ilk dediğim gibi bir aslında biz analiz yapıyoruz. Yani doktor gibi bir check-up yapıyoruz.

Şimdi biz burada gördüğümüz firmalarda bazıları alışkanlıkla problemini yaşıyorlar. Yani alışkanlıkları yok. Yani bir üretim sürecinde olan firmayı düşün. Normal ürettikleri malı kalite olarak, kalite şöyledir. Aynı kalitede veremiyorlar. Bu ne diyoruz biz?

Bedende tıkanlık var. Çünkü fabrikanın makinesi bedendir. Sonra firma iç iletişime buna bakıyoruz. İnsan kaynakları dediğimiz aslında. Ben kaynak kelimesini çok kullanmıyorum. Çünkü tüketilir bir şey.

İnsan enerjisi diyelim bence ona. Yani insan enerjisine bakıyoruz. Bunlar birbiriyle iletişim kurabiliyorlar mı? O zaman iletişim problemi mi var? Yani departmanlar arasında biz diyoruz ki burada iletişimi, etkisel iletişimi öğretiyoruz onlara. Nasıl iletişim kurabilirsiniz?

Kendi iş departmanınızda. Çünkü kendi içinde iletişim kuramayan firmalar zaten müşterilere de iletişim kuramazlar. Çünkü iletişim bir, ahir bir duyu organlarına bahsettiğimiz iletişim yöntemlerini öğrenmeleri gerekiyor. Sen ne olmak istiyorsun, ne satmak istiyorsun, ürünün ne, pazarın neresi gibi düşünsel beyinle ilgileniyoruz. Şimdi bunlar analizini yaptıktan sonra oraya doğru odaklanıyoruz ve orayı dönüştürmeye başlıyoruz. Hikayemiz aslında bireyden başlıyoruz.

Aslında tıkanan noktalara acil olarak müdahale ediyoruz. Akışta olana biz hedef üzerine çalışabiliyoruz. Ama tıkanmış bir, hasta olan bir bedeni ilk önce iyileştirmek zorundayız. Acil bir durum var. O ilk acil olan şey odaklandığımız yer neresiyse diyorum. Eğer fabrik üretim sürediyse bedense ilk önce bedene müdahale ediyoruz.

Eğer iletişimse kendi içinde ya da müşteriyle iletişime müdahale ediyoruz. Hedeflerse hedeflere müdahale ediyoruz. Bu bize neyi veriyor? Hızlandırma sürecini. Yani bir yılda geleceğin şeyi aslında bir ayda gelebiliyorsun bu tekniklerle. Yani firma içi kurumsal iletişim eğitimleri veriyoruz.

Örnek veriyorum firmalarda bireylerde tıkanan aslında biraz dedim ki insan enerjisini en azından çıkış yollarını üretiyoruz. Çünkü şöyle bir şey düşünün. Bir odadasın aslında tıkandın ve bunu çaresizlik hissediyorsun. Aslında orada bir kapı var ve kapının yerini bilmiyorsun. Bizim yaptığımız şey sana kapının olduğu yeri göstermek ve artık çıkışı senin tercihine bırakmak. İstediğiniz zaman çıkabilirsin.

Ama eğer bir kapı olmadığını düşünürsen bütün enerjini çıkış yolu bulmak ve çaresizlik üzerine yoğunlaştırıyorsun. Ama çıkış kapısının olduğunu bilirsen artık enerjini daha verimli kullanma başlıyorsun. Firmalar da aslında aynı şeyi yaşıyorlar. Yetersizlik ve çaresizlikle uğraşıyorlar. Aslında çıkış yolu belli. Sadece bunu bilmiyoruz.

Ve böyle bir farkındalık bir de hem bireyleri hem firmaları inanılmaz bir şekilde dönüştürebiliyor. Bizim de işimiz aslında burada devreye giriyor. Valla ağzına sağlık abi. Aslında şimdi ben seni de yakından tanıdığım için şöyle de diyebilirim. Kendini çok böyle pohpohlayarak anlatmayı sevmezsin ama ben seni bugün pohpohlayarak anlatabilirim abi. Yani büyük ihracat yapan firmalarla çalıştığını ve çok büyük firmalarla, büyük markalarla çalıştığını biliyorum.

Tıkanan bölgelerdeki o tıkanıklıkları açtığını, gerekirse departmandaki kişileri komple yeniden zihinlerini kotladığını o kişilerin. Yani onlarda bir problem varsa olabiliyor. Adam 30 yıldır aynı firmada çalışıyor. Biz bunlara dinozor diyoruz. O kişileri değiştirmek zor. Ama hani hep senin verdiğin örnek var ya su gibi ak.

İşte su gibi akıtarak aslında firmaların da önünü açmış oluyorsun. Ülkeye de çok büyük katkım var. Çünkü Türkiye ihracat yaptıkça büyüyen ve gelişen bir ülke oluyor. Sen aslında firmalara ihracatlarını daha yüksek potansiyelde gerçekleştirebilmelerini sağlıyorsun. Ne gibi problemler çözüyorsun? Benim gördüğüm, şahit olduğum olaylar, ihracat departmanlarındaki bütün problemleri çözüyorsun abi.

Çünkü departmanda bir sıkıntı varsa iş ilerlemiyor. Bu bahsettiğimiz konu mesela çok basit ama adamın siparişi girmemesi. Ya sipariş gelmiş, o sipariş oraya gelene kadar birçok aşamadan geçmiş. Ama o kişi o siparişi bir türlü sisteme girmiyor. Ya da geç giriyor, ya da geciktiriyor, ya da depodan ürün çıkmıyor, ya da eksik çıkıyor, ya da hatalı çıkıyor, ya da ulaştırılmıyor vaktinde ve zamanında. Dolayısıyla pazarlama süreciyle başlatıyorsun süreci, pazarlama ekibini değiştiriyorsun, geliştiriyorsun, ihracata yönelik çalışmalarını tamamlıyorsun ve danışmanlık veriyorsun.

Aslında verdiğin danışmanlık hem şirketlerin, bu işletmelerin satışlarını arttırmaya yönelik hem de içeride, iç yapıda bir değişik bir tıkanıklık varsa bu tıkanıklığı çözmek oluyor. Ve şunu da biliyorum, NLP eğitimini de hani ben eğitim alırken sen de o eğitimde mentor olarak vardın. NLP bilgin var, psikolojide kendini geliştiriyorsun. Pazarlama da keza öyle, kendi şirketin var. Ayrıca diğer eğitimler ve çalışmalara da katılıyorsun. Dolayısıyla bugün hep insan bedenini konuşuyoruz, insan zihnini konuşuyoruz ama yapay zekaya da dahil olduğunu bildiğim için gerçekten işletmelere değer katacağını biliyorum.

İnsan bedeni üzerine bence şu an tamsın abi. Yani insan analizi ve bu arada insan diyorum ama insanı değiştir, şirket yap. Tamam şirketler tüzel kişiliktir ama onları yönetenler insan olduğu için ve bir yerde bir tıkanıklık varsa insanlardan o problemi kaldırabilmemiz için. Dolayısıyla her noktadasın diyebilirim abi. Bu çok iyi. Bu anlattıklarında çok kayda değer bilgiler, çok güzel bilgiler.

Peki abi böyle toparlayacak olursak neler paylaşmak istersin? Benim en çok tanık olduğum firmalardaki deneyimsel olarak baktığım şey direnç noktalarıdır. Sonuçta biz bir şekilde şunu kabul etmek zorundayız. Eğer bir hedefiniz yoksa yani düşünsel beyin oyunda değilse siz aslında konfor alanında ölümü beklersiniz. Konfor alanı bizim için her zaman ölüm alanıdır. Yani düşünün emekli olan bir insan 50 yaşına gelmişse ve dediğimiz bütün fiziksel ihtiyaçlarını karşılamışsa aslında yavaş yavaş ölmeye başlarsa ace mezarlığını seçmiştir.

O yüzden sizin hareketmeniz ve değişime ihtiyacınız var. Bunun için de düşünsel beyin oyuna katılması lazım. Burada biz NLP'den çok besleniyoruz. Çünkü biz sonuçta dediğim gibi neural bağlantıları bir daha bozuk yeniden bağlıyoruz. Firmalarda neydi? Bu bireylerin yansımaları. Ve bir girdiğimizde aslında konfor alanında biz ilkel beyinleri ya da sürüngen beyin gördüğümüz insanlarda bir sonraki stepte duygusal olarak eleşim içinde olmaları.

Ama bunlar hedeflerin olduğu anlamına gelmiyor. Ve ilk yaptıkları şey direnç göstermek. Şimdi o yüzden örneğini çok severim. Biz geldiğimizde sonuçta bunu biliyoruz. Sonuçta 28 yıldır ben bu sektörün içindeyim ve iyi bir ihracatçı olduğumu düşünürüm. Bu anlamda doğru gelir bildirimleri hem madde hem manevi olarak almışımdır.

Şimdi ben bu işi çok biliyorum. Sen nasıl sektöre hakimsen bu da bizim deneyimlerle öğrendiğimiz aslında yeteneklerimizle buluştuğu bir nokta. Şimdi biz orada direnci gördüğümüzde yaptığımız şey dirençte durmak değil. Eğer su örneği ne vardır? Önüne bir taş koyarsanız su en kolay yolu seçer. Ama eğer önde dursanız taş olarak en de sonunda ufalıp yok olursunuz.

Ve siz taş olarak eğer değişime direnirseniz aslında ufalıp yok olursunuz. Yapmanız gereken şey en de sonuçta su yolunu bulur. Ya ona eşlik ederseniz ya direnç gösterip yok olursunuz. Burada ne yazık ki firmalarda elemanlarda direnç gösterebiliyor. Biz sonuçta orada yaptığımız şey direnç gösteren insana aslında ayna olmak, farkındalığını artırmak ve sistemde aslında akış önüne onu hareket ettirmek. Direnç gösterdiği zaman da evet ne yapıyoruz?

Aslında onu es geçip önümüzdeki diğer olasılıklara bakıyoruz. Çünkü orada yeni gelen insanlar böyle bir direnç alışkanlıkları yok. Yeni insanlar aslında oyuna daha çok katmaya başlıyoruz. Bu ne oluyor? Diğeri de bunu aynaladığı için, gördüğü için değişime daha rahat uymanıyor. Bu sefer direnç gösteren insanı da kazanmış oluyorsun.

Yeter ki şunu görsün olabiliyor. Eğer olabiliyorsa bir yapabiliyorsa NAP kuralı neydi? Herkes yapabilir. O yüzden de herkese bu değişimi tavsiye ediyorum. Geliştirici, motivasyon çok yüksek ve başarı odaklı bir sistem. Umut abi ağzına sağlık.

Çok değerli bilgileri bizimle paylaştın. Son olarak abi bizi dinleyenler sana ulaşmak isterse nasıl ulaşırlar? Instagram hesabını paylaşabilirsin ya da e-posta adresini varsa web siteni. Evet güzel hiç beklemediğimiz bir yerden çıktı Faruk. Umutural.com siteden ulaşabilirsiniz. Orada iletişim bilgilerim var.

Evet teşekkür ediyorum abi. Ben teşekkür ederim. Bugün buraya geldiğin için, değerli bilgilerini bizlerle paylaştığın için. Umut abimizin web sitesi umutvuran.com. Web sitesine gittiğinizde onun e-posta adresi, iş telefonu ve sosyal medya hesaplarını orada bulabilirsiniz.

Danışmanlık ihtiyacınız varsa ihracat yapan firmalara sesleniyorum buradan. Üreticiler, ihracat yapanlar ya da ihracat yapmak isteyenler bu yola nasıl çıkılır ya da satışlar nasıl arttırılır? Kendisiyle iletişime geçebilirsiniz. Hepinize güzel bir hafta diliyorum. Kendinize çok iyi bakın. Haftaya yeni bir podcast bölümüyle tekrardan görüşmek dileğiyle.

Hoşçakalın. Bay bay. Altyazı M.K.

Don’t miss an episode

New episode every Wednesday - follow on Spotify & Apple Podcasts, or get the newsletter.

Comments